GNC Fest ile Ora’da Inna’dına Pharrell-el evrendeydik

Inna hayranlarıyla buluştu

Tüm SadeceMuzik.Net ziyaretçilerine merhaba;
Gönül isterdi ki bir konsere, bir etkinliğe, bir festivale gittiğimde sıcağı sıcağına yaşadıklarımı yazayım ama maalesef yoğun çalıştığım için vakit olmuyor. Kısa, yüzeysel bir yazı yazsam olurdu ama ayrıntısıyla tüm yaşadıklarımı, tüm düşüncelerimi yazmak istediğim için biraz rötarlı oluyor maalesef… İşte 7 Eylül 2014 Pazar günü yaşadığım izlenimlerimi yazmak için sizleri birkaç gün bekletmemin nedeni buydu… Evet, tahmin ettiğiniz gibi bu seferki yazı konum İstanbul Teknik Üniversitesi Stadyumu’nda gerçekleşen GNC Fest’14 adlı festival…
Kesinlikle kaçırılmaması gereken bu festivali aslında kaçırıyordum az kalsın. Aslında festival ilk açıklandığında Pharrell Williams’lı billboard’ları gördüğümde “Oooo! O da mı geliyor? Kesinlikle gitmeliyim bu festivale…” diye düşünmüştüm. Lakin, 1 gece evvel de rock’n roll efsanesi Blondie’nin konseri vardı İstanbul’da… 2 gün üst üste de gidecek vakit bulamayabilirdim. Üstelik bir hafta evvelinde de Şebnem Ferah konserine gitmiştim zaten. “Yine konsere gidiyorum, shift’imi ona göre ayarlayın” demem biraz yüzsüzlük olabilir hissine kapılmıştım. Aslında her iki etkinliğe de bilet almayışımın asıl nedeni içimde “Off, Blondie’ye mi gitsem, Genç Turkcell Festivali’ne mi?” ikileminin olmasıydı. Sonunda karar verememiştim ve ikisine de bilet almamıştım. Artık shift’ler çıkmıştı ama bizim sitenin ekibinden DJ Aykut Balcı sağ olsun, bana GNC Fest bileti ayarladı da 3 dünya starını daha görmüş oldum. Blondie’yi kaçırdım ama olsun, kısmetimde bu festival varmış.
Cumartesi’yi Pazar’a bağlayan gece vardiyam vardı. Tunus, Air France ve KLM uçaklarını yapmıştım. Sabah AF boarding’den sonra işten çıkıp birkaç saat uyuduktan sonra şimşekler, gök gürültüsü ve sağanak yağmur sesleriyle uyandım. Acayip moralim bozulmuştu. Hatta Aykut’a ulaşıp “Ben festivale gitmekten vazgeçtim” bile dedim. Ama sonra güneş açtı, bulutlar gitti. Aykut’tan havanın akşam da güzel olacağını öğrendiğimde “Ne yapıyorum ben? Rock’n Coke’larda ve başka konserlerde, festivallerde ayağımda sandaletlerle, yağmur çamur içinde ne sahne performansları izledim? Bu seferlik de yağsa ne olur? Birkaç damla su ile ıslanma ihtimalim var diye kaçıramam bu tarihi günü… Bir de hiç yağmazsa gitmediğim için pişman olurum.” diye düşündüm ve festivale gitmeye karar verdim. Nasıl olsa Pazartesi günü kendimi öğlen 12:00 girişli yaptırmıştım. Uykumu da alacaktım gece… Çünkü gerçekten daha önce Justin Timberlake’i izlediğim sahnede onun çalışma arkadaşı Pharrell Williams’ı da görmek iyi gelecekti… Aslında Mabel Matiz, Model ve maNga da çıkacaktı ama biz enerjimizi akşam yabancı starlar için saklamayı tercih edecektik. Nasıl olsa Model ve maNga’yı sahnede canlı izlemiştim. Hatta maNga ile beraber çektirdiğim fotoğrafım, imzalı CD’im ve posterim de bulunuyor. Mabel Matiz’i de izlemesem de büyük kayıp olmaz diye düşünmüştüm. İnsanlar Türk gruplarla festivalde coşarken ben hala evde kanepede uzanmış halde TV’de yayınlanan “Asteriks ve Oburiks: Görevimiz Cleopatra” filmini izleyerekten vakit geçiriyordum. 😀

DSCF4519

Gürsoy Koleji’nden arkadaşım Aykut, onun eşi ve yine DJ olan arkadaşı Fırat ile metro çıkışında buluşup alana girdiğimizde maNga hala sahnedeydi. Eski şarkılarını söylüyorlardı. 9 yıl evvel izlediğim maNga konseri aklıma geldi. “Ne çabuk zaman geçti, şimdi onların bile 10 yıllık profesyonel müzik kariyerleri var!” diye düşündüm. Uzaktaydık ve biz saha içine ulaşana kadar konserleri bitmişti ve DJ’ler etkinlikler yapmaya başlamışlardı. “Sahne ne renk olsun?” anketi bana saçma gelse de bilmeden Instagram’a koyduğum fotoğraf ile onların #GNCFest hashtag’ini trend topic haline getirmece oyununa ve kazanamasam da en iyi fotoğraf yarışına katılmış oldum. Çünkü o hashtag’i zaten kendiliğimden koymuştum. Festival boyunca da dev ekranda Twitter, Instagram, Facebook ve Swarm’da #GNCFest hashtag’i ile paylaşılan gönderileri gösterdiler zaten. Ama sürekli o ekrana bakmıyorduk, konserleri izlemeyi tercih ediyorduk fakat ilerleyen saatlerde Aykut’un tweet’ini gördüm. Fırat’a “Belki bizimki de çıkmıştır. Bak, benim Instapic Frames uygulaması ile yapıp Instagram’a koyduğum kolajımı GncTrkcll beğenmiş” dedim. O da “Olabilir. Zaten sunucu ‘Fotoğrafınız bizim tarafımızdan beğenildiyse kesin ekrana çıkacaktır’ demişti” dedi. Ama kendimizinkini göremedik. Olsun, kesin başka seyirciler görmüştür. Böylece biz de bir stadyum dolusu insana karşı ünlü olmuş olduk. He he. 😀

IMG_20140907_192142

Bir stadyum dolusu dedim ama yine de tribünlerde çok boş koltuk vardı. Saha içinde bile rahat rahat oturuyorduk. Justin Timberlake’in tek başına hınca hınç, tıka basa doldurduğu İTÜ Stadyumu’nu Mabel Matiz, Model, maNga, Inna, Rita Ora ve Pharrell Williams güçlerini birleştirseler de alanın tamamını dolduramamışlardı. Yine de çoğu insan Pharrell için festivale geldiği için saatler ilerledikçe daha çok insan mekana geliyordu. Biz Inna’ya yetişsek de yeterli olur diyerekten geç geldiğimiz halde birçok insandan önce yerimizi almıştık seyirciler arasında… “Kim bilir Türkler ne kadar boş tribünlere oynadılar?” diye vicdan azabı duymadan da edemedim. 😀

DSCF4548

Sırada “Be My Lover”, “Endless”, “Low”, “Crazy Sexy Wild”, “In Your Eyes”, “Shining Star” ve “Love” şarkılarıyla tanınan Romanyalı şarkıcı Inna vardı. Ama özellikle “India”, “Caliente” ve “Hot” şarkılarını severim. Aklıma Didim’de, Bodrum’da, Saroz’da çıktığım tekne turları gelir bu şarkıları duyduğımda… Büyük ihtimalle de o turlarda en azından “Hot” çalmıştır. Türkiye aşığı olduğu için “Inndia” klibini de İstanbul’da çekmişti hatırlarsanız… Inna zaten bu hit şarkılarının hemen hemen hepsini söyledi konserinde… Fakat dans ettiğinden midir, yoksa stüdyoda düzeltilmiş ses olduğundan mıdır nedir, bilinmez, epey detone oldu. Ayrıca birçok teknik arıza ve iş kazası yaşandı konserde… Örneğin Inna’nin elbisesinin arkası yırtıldı ya da fermuarı patladı. “Çok utanıyorum, bakmayın arkama” diyerekten arkasını gösterdi. “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?” dedik. 😀 Sonra elbisesini değiştirmek ya da tamir ettirmek için kulise döndü. Geri döndüğünde bir türlü şarkıya giremiyorlardı. “Seni çok çok çok seviyorum”, “Merhaba, nasılsınız? Ben çok iyiyim!” gibi bildiği Türkçe cümlelerle seyirciyi oyaladı. Teknik arıza devam edince sıradaki şarkısı “Coca Cola Song”u müziksiz, çıplak sesle söyledi, hatta dansçıları da koreografilerini yaptılar. “Uf ya ne yapsak başka? Bildiğim tek Türkçe şarkıyı söyleyeyim bari” diyerekten Ebru Gündeş’in “Çingenem çingenem, kara gözlü çingenem” şarkısını söyleyerekten bizi çok şaşırtıp güldürdü. Bu da zaman kazandırmayınca bu kez seyircilerin yanına gidip ellerini tuttu. Artık sinirlenen Inna “Hey MR. DJ! Eğer yine şarkıya giremezsen sonu çok kötü olacak” diye DJ’i tehdit etti. Bu tehdit işe yaradı ve DJ de işsiz kalma korkusuyla şarkıya girdi ve “Cola Song”u bu kez müzikli söyledi. 😛

102159713

Inna’dan sonra yine DJ şarkılar çaldı. Hande Yener’den “Alt Dudak”ı bile çaldılar. Yine böyle etkinlikler filan devam etti. Tuvaletler için “Yoğun”, “Akıcı” grafiği hazırlayacaklarına musluklara su koysalarmış daha faydalı olurmuş. He he. 😛 Neyse, ardından Rita Ora sahneye çıktı. Rita Ora’nın fazla meraklısı değildim. Ama çok tuttuğunu biliyordum. İlk çıktığında onun şarkısını Rihanna’nın yeni şarkısı sanmıştım. Gerçi Sia da ilk çıktığında Rihanna sanmıştım. Gerçekten Rihanna etkisi yeni jenerasyon şarkıcılarda çok fark ediliyor ama konserdeki canlı performansı bana Beyoncé’yi hatırlattı. Gerçekten çok güçlü bir sesmiş, haberim yokmuş. Hayran kaldım canlı performansına… Inna’nın detone olmalarından, teknik arızalarından sonra ilaç gibi geldi. Yeni bir diva olabilir bu kadın… Sanıyorum böyle bir güçlü sesi izlediğim yabancı performanslar arasında Christina Aguilera’da ve Skin’de duydum bir tek… Gerçi Pink’in de sesi az sayılmazdı. Sahne Showları ve dansları da daha önceden izlediğim Madonna, Kylie Minogue, Samantha Fox, Jennifer Lopez’den geri kalır yanı yoktu. Tamam, biraz abartmış olabilirim show konusunda ama itiraf etmeliyim ki Rita Sahatçiu Ora’yı keşfetmek için konserini izlemem gerekiyormuş. “Ora”sını karıştırmayın. 😀 Bir şarkısının gitar riffleri Nirvana’nın “Smells Like Teen Spirit”ine benziyordu. Bob Marley ve Beyonce’ye de selam çaktı. “How We Do (Party)”, “Radioactive”, “Facemelt”, “Lay Down Your Weapons”, “Better Than You”, “Hot Right Now”, “R.I.P.”, “Shine Ya Light”, “I Will Never Let You Down” gibi hitleri bulunan Rita Ora artık yakın merceğim altında olacak…

DSCF4555

Ve işte merakla beklenen an gelmişti… Festivalin headliner’ı, bizim dilimizle assolisti Pharrell Williams, koca fedora şapkası ve dansçıları ile sahnedeydi… Biz de arkada izlemeye başladığımız festivali git gide sahneye daha çok yaklaşarak sonlandırmak üzereydik. maNga’yı küçücük görmüştük. Inna’da ilerlemeye başlamıştık. Rita Ora’yı gayet net görebiliyorduk ve Pharrell Williams’da artık metrelerce daha öndeydik. Bazen konserlerde tahminlerim tutmayabiliyor. Örneğin yine bu kampüste izlediğim Justin Timberlake konserinde favori Justin şarkım “Rock Your Body”nin sonlara bırakılacağını düşünmüştüm ama daha 3. şarkıda onu seslendirince hazırlıksız yakalanmıştım. Aynı şey Pharrell Williams’da da oldu. Artık başucu albümlerimden biri olmuş olan Daft Punk’ın “Random Access Memories” albümü için söylediği şarkılardan biri olan “Lose Yourself To Dance” en sevdiğim Pharrell Williams şarkım olmuştur. “Get Lucky”yi bile geçti benim için, düşünün yani… O şarkının sonlara bırakılacağını düşünürken bir baktım daha ilk şarkı oydu! Yine hazırlıksız yakalanmıştım. Konsere ısınamadan favori PW şarkım söylenmişti. Yine de mutlu oldum, çünkü bir yandan da “Acaba Daft Punk’ın albümünde olduğu için söylememezlik yapar mı? Ya sadece kendi solo albümünden söylerse?” diye korkuyordum. Fakat öyle olmadı. Sadece Daft Punk’tan söylemekle kalmadı. Bildiğiniz gibi kendisi başka sanatçıların albümlerinde besteci, vokalist ya da prodüktör olarak yer alıyor. Onları bile coverladı. Daha doğrusu düet gibi yaptı. Örneğin Snoop Dogg’dan “Drop It Like It’s Hot”ı söyledi. Nelly’nin “Hot in Herre” şarkısı her zaman favorilerimden bir tanesi olmuştur. Meğersem onda da emeği varmış. Konserde bu şarkıyı söyleyince anlayıp şaşırdık. Aynı şeyi Gwen Stefani’nin “Hollaback Girl”ünü söylerken de, daha doğrusu ona eşlik ederken de yaşadık. Bu şarkı bu hafta iki gün arayla beni şaşırttı zaten. Festivalden daha iki gün evvel, yani 5 Eylül 2014 Cuma günü “Teenage Mutant Ninja Turtles”ın yeni filminin ilk seansını izlemiştim ve Ninja Kaplumbağalar filmde bu şarkı ile dans ediyorlardı. 2 gün sonra ise bir festivalde şarkıyı duydum. Justin Timberlake’in sesiyle “Like I Love You”da düet yapınca paralel evrene girmiş gibi oldum. Çünkü yine aynı sahnede yaklaşık 4 ay evvel Justin Timberlake’i izlediğimde bu şarkıyı da söylemişti… Sanki Justin’in sesi orada kalmış da Pharrell gelip kendisine eşlik etmiş gibi hissettim.

DSCF4584

Bir ara “Give it to me, give it to me” dedi. Bildiğiniz gibi Pharrell Williams’ın Madonna’nın “Hard Candy” albümünde de besteleri var. Belki de Madonna ile düet yaptığı “Give it 2 me”yi kastetmiştir. O şarkıyı çok severim. Justin Timberlake yazımda Justin Timberlake – Pharrell Williams – Michael Jackson arasındaki şarkı krizinden bahsetmiştim. Yıllar evvel Michael Jackson’ın Madonna’yı arayıp “Give it 2 me” şarkısı için kendisini tebrik ettiğiyle ilgili bir haber okumuştum. Demek ki Pharrell Williams ve Michael Jackson birbirleriyle çalışmayı çok istiyorlardı. Keşke MJ yaşasaydı da bu birliktelik gerçekleşseydi. Nasıl şeyler çıkardı, hayali bile süper… Hatta bu yazıyı yazdığım gün, yani 10 Eylül 2014’te gördüğüm rüyadan bahsetmeden geçemeyeceğim, çünkü rüyamda gördüğüm klip süperdi. Meğersem Madonna ve Michael Jackson rüyama göre Cnbc-e’de yayınlanan bir dizide beraber başrolü paylaşmışlar. Ben de o diziyi kaçırmamaya çalışırmışım ama kaçırdığım bir bölümü varmış. Onun tekrarını izlemişim. Madonna ve Michael Jackson, bir malikanede tıpkı Sin City filmi gibi siyah beyaz ama bazı kısımları renklenen (örneğin saç, dudak, kıyafet rengi gibi) bir klip çekmişler dizi için… Beraber dans ediyorlardı ama düet yapmıyorlardı. Arkalarında kalabalık bir dansçı topluluğu da vardı. Koreografi çok güzeldi. Şarkıyı söyleyen Madonna’ydı ve şarkı da “Give it 2 me”ydi. Şarkı o kadar bilinçaltıma işlemiş ki altyapısından sözlerine kadar şarkı rüyamda da aynı şekilde çalıyordu. MJ öldükten yıllar sonra bu diziyi izlediğimde “Madonna ve Michael düet yapamadılar hayatlarında ama en azından beraber bir klip çekmişler de haberim yok” diye düşünmüştüm. Meğerse rüyaymış. 😛 Neyse, Pharrell’e dönelim. Asıl benim “Madonna & Pharrell Williams” ortaklığından çıkma şarkılardan en çok sevdiğim “She’s Not Me” olmuştur. Tıpkı Daft Punk, Bruno Mars, Justin Timberlake, Pharrell Williams, Mariah Carey’nin son albümündeki birkaç şarkı gibi eski disco günlerine selam çakan bir şarkıydı… Aslında “She’s Not Me”, “Hard Candy”de değil; “Confessions On A Dance Floor” albümünde olmalıydı o yüzden bana göre… Değeri bilinemedi şarkının ama Madonna “Sticky & Sweet Tour”da bu şarkıyı söyleyerek DVD’sinde yer almasını sağladı en azından… Eğer single olarak yayınlansaydı ve klibi olsaydı büyük bir hit ve klasik olabilirdi. Keşke Pharrell Williams da bu şarkıyı da set-list’ine alsaydı diye hayal ettim. Madonna, “She’s Not Me”yi sahnede söylerken sahnenin altından Madonna’nın 80’li ve 90’lı yıllardaki kıyafetlerini giymiş kadınlar çıkıyor. Bir tanesi de “Material Girl”deki kıyafeti… Ve klasik Amerikan filmlerini izleyenler bilirler; Madonna’nın bu klipteki kostümü ve dansları filan aslında Marilyn Monroe’nun “Bazıları Sarışın Sever” filmindeki “Diamonds are a Girl’s Best Friend” performansının taklidi… Şöyle bir şey olabilirdi, Pharrell Williams’ın dansçıları yine “She’s Not Me” performansındaki gibi Madonna impersonatar’ları kılığına girebilirlerdi. Ardından Pharrell Williams’ın 2014 yazına damgasını vurmuş hiti “Marilyn Monroe”sunu söylediğinde Material Girl kostümü giymiş Madonna, Marilyn Monroe olarak tek başına kalıp Pharrell’e eşlik edebilirdi. Vay be, koreograf mı olsam ne yapsam? Ha ha. 😀 Fikrimi beğendim. Neyse, Pharrell Williams “Marilyn Monroe” şarkısına geçtiğinde Fırat’a “Aaa Marilyn Monroe mu çıktı?” diye sordum? O da “Yok ya! Ne Marilyn Monroe’su?” dedi. Şarkının introsu bitip melodisi başladığında “Bak işte Marilyn Monroe!” dedim. O da “Haaa, sen şarkı olarak mı Marilyn Monroe’yu kastettin? Evet…” diye güldü. “Zaten Marilyn Monroe sahneye çıkamaz ki, o ölü” diyesim geldi ama daha ilk kez tanıştığım birisine bunu söylersem ukala izlenimi veririm diye vazgeçtim. 😛 “Marilyn Monroe” en favori Pharrell Williams şarkılarımdan birisi değildi. Öylesine bir şarkı diye dinlerdim ama nedense konser sonrası aklımda sürekli çalan tek şarkı “Marilyn Monroe” oldu. Şarkının canlı performansı sonrası müptelası oldum şarkının… Meğer ne kadar güzel bir şarkıymış… En çok coşacağım şarkının bu olacağını tahmin edemezdim. Ama “Lose Yourself To Dance”i biraz daha geç söyleseydi en çok coştuğum şarkı o olabilirdi. Klibinde seyirciler ellerini havaya kaldırıp alkış tutuyorlardı ya? İşte o klibi her izlediğimde o seyircilerden biri olmayı hayal etmiştim ve gerçekten de o seyircilerden biri olmuştum ama aklıma ellerimi kaldırıp öyle çırpmak gelemeden şarkı bitmişti. Yalnız rock altyapılı şarkıları başta olmak üzere bazı şarkılarında arkasındaki dev ekrana resmen subliminal illuminati mesajları yerleştirmişlerdi. Dev perdede şeytanlar, üçgenler, boynuzlar, tek gözler, boynuzlar, piramitler uçuşuyordu. Hem de kaç şarkıda birden… Fırat da “Resmen illuminati ayinine döndü burası” dedi. Rita Ora’nın da afişinde saçları üçgen şeklindeydi ve tek gözü açıktı. Fakat konserinin ilerleyen dakikalarında fötr tarzı şapkasını atıp Sultanahmet’ten aldığı ve normalde kızların taktığı çiçekli tacını takıp “Tanrıdan başka kimseden korkmayın. Korku yok, sevmek var!” dediğinde anladım ki o da illuminati tarikatının zoruyla bu subliminal mesajlara izin vermek zorunda kalıyor. O yüzden “Hell! Yeah!” dedittiriyor bize… Belki de barış yanlısı, inançlı birisi… Bu sırada Fırat ile beraber müzikten konuşuyorduk sürekli… Michael Jackson hayranı olarak tanınıyorum genelde ve Fırat’a da öyle tanıtılmıştım. Müzikten konuştukça “Sen tam fan club yöneticisi olacak adamsın” dedi. Profesyonel bir DJ’den bunu duyduğum için gururlanan ben de “Zaten www.mjturklover.com sitesinin yöneticisiyim” dedim. Aynı zamanda çok büyük bir Şebnem Ferah hayranı olduğumdan ve www.sebnemferahclub.com sitesinin ekibinden olduğumu sözlerime ekledim. Tabii ki konu Şebnem Ferah’tan açıldı. Ben konser ve kulis anılarımdan bahsettim. Fırat da Genç TV anılarından bahsetti. Şebo’nun ne kadar mütevazı bir insan olduğunu onun anlattıkları bir kez daha kanıtladı. Ferah, Genç TV’ye konuk olarak geldiğinde hiç sanatçı kaprisi yapmazmış. Hatta çalışanlar yoğun olduğunda onlara yardım bile edermiş. Mesela telefon çaldığında ve kimse bakamadığında “Alo. Genç TV, buyurun!” diye Şebnem Ferah açarmış telefonları… Karşıdaki seyirciler telefonu açanın Şebo olduğunu bilselerdi kim bilir ne yaparlardı?

pharrell-williams-istanbul

Neyse, konsere dönelim. Williams, en popüler şarkılarını konserin sonuna sakladı. Bunlar tabii ki “Get Lucky”, “Blurred Lines” ve “Happy”di… Bildiğiniz gibi “Blurred Lines” geçen senenin en büyük hiti olmuştu. T.I. ve Pharrell Williams da söylese de şarkı Robin Thicke’nin albümünde yer almıştı. “Aow” diye başlamaları Michael Jackson şarkılarını andırmasına neden olmuştu. Tarz biraz Prince’e de benziyordu. Şarkı ilk çıktığında bana sabun köpüğü gibi gelmişti. “Yakında balon gibi patlar” diye düşünmüştüm ama dinledikçe ben de çok sevmiştim şarkıyı ve neden bu kadar büyük bir hit olduğunu anlamıştım. Bir de ilginç bir şey de yaşamıştım. 12 yıl evvel filan “When I Get You Alone” diye bisiklette şarkısını söyleyen uzun saçlı bir genç vardı. Şarkıda Beethoven’ın beşinci senfonisinden sample’lar vardı. Favori R&B şarkılarımdan birisi olmuştu. Hala özledikçe dinlerim. John Travolta’nın “Cumartesi Gecesi Ateşi” filminde bu şarkının disko versiyonunun enstrümantal halini duyduğumda şaşırmıştım. Meğer 70’li yıllarda “When I Get You Alone”un müziğini Walter Murphy “A Fifth of Beethoven” adlı şarkısında kullanmış! Neyse, işte o şarkıyı Thicke söylüyordu ama Robin ismini kullanmıyordu. Ben de Thicke ve Robin Thicke’yi iki ayrı insan sanıyordum. “Ya bir de eskiden Thicke diye bir şarkıcı vardı. Ona ne oldu?” diye düşünüyordum. Meğer bizim Robin’den başkası değilmiş. Bunun nedeni sesini daha kalınlaştırması, saçlarını kestirmesi ve takım elbise giymeye başlamasıydı. Bambaşka bir insan olmuştu Robin Thicke… Ayrıca Michael Jackson’ın yeğenlerinden kurulu 3T grubunun “Brotherhood” albümündeki “Sexual Attention” şarkısının bestecisinin Robin Thicke olduğunu biliyor muydunuz? Demek ki Michael Jackson onun yeteneğini taa 1996 yılında keşfetmiş. Jackson; Williams, Timberlake, Thicke gibi kendi tarzını, danslarını, ses rengini biraz taklit eden genç meslektaşlarını yaşamında destekleyerek, en azından överek ne kadar yardımsever bir arkadaş, daha doğrusu usta olduğunu kanıtlamış demek ki… Michael Jackson’ın konserine hiç gidemeyeceğim ama en azından ağabeyi Jermaine Jackson’la fotoğraf çektirerek; “Immortal” müzikalini 2 kez izleyerek ve Justin Timberlake, Pharrell Williams gibi türdeşlerini izleyerek biraz olsun içimdeki ukdeyi söndürmeye çalışıyorum işte… Eğer Bruno Mars, Usher ve Robin Thicke de Türkiye’ye gelirse ve onları izleme şansına erişirsem belki biraz daha tatmin olurum ama biliyorum ki hiçbir his Michael Jackson konserinde yaşanan hisse benzemeyecek. O hissi tatmadığım için de çok üzülüyorum. Keşke MJ yaşasaydı da onu canlı görebilseydim… Michael Jackson demişken; ilk kez www.sadecemuzik.net sitesinde duyacağınız bir haberi paylaşmak istiyorum. Türkiye’nin en ünlü rock gruplarından Direc-t grubunun vokalistliği ve Azra Akın, Bedük ile başrollerini paylaştığı “M.U.C.K.” dizisiyle tanınan Bilge Kösebalaban bir Michael Jackson Tribute grubu kurdu. Çok yakında Michael Jackson’ın anısına onun şarkılarından oluşan bir repertuar ile konser serisine başlayacaklar. Ayrıntıları ilk kez “Sadece Müzik” sitesinden çok yakında öğrenebileceksiniz!
Neyse, konser bittiğinde 1’e kadar uzatılan metroya zorlu geçen bir süreçten sonra ulaştık. Adamlar “100 metre ileride de metro girişi var” diye bizi başka bir kapıya yönlendirdiler. Biz de sevinmiştik ama yine aynı kalabalığın içine girince anladık ki boşu boşuna yürümüşüz. Üstelik 100 metre de değildi. Önümüzdeki kızlar “300 metre oldu, hala 100. metreye ulaşamadık” diye espri yapıyorlardı. Belki herkesin girdiği kapıdan girseydik daha erken binecektik ama olsun, her işte hayır vardır. Oturacak yer bile bulduk, çünkü herkes metronun dolduğunu düşünerekten aynı vagonda ayakta duruyorlardı. Halbuki bizim gibi ilerleselerdi göreceklerdi ki boş koltuklar vardı. Sonra tabii ki Mecidiyeköy’den metrobüse aktarma yaptım. 2014 de fena geçmedi konserler açısından… Bu yıl Justin Timberlake, Şebnem Ferah, Inna, Rita Ora, Pharrell Williams konserlerini izlemiş oldum. 2014’ü boşa geçirmediğim için seviniyorum. Yabancı konser sezonu bitti ama yine tek tük olur diye tahmin ediyorum yıl sonuna kadar… Bakalım başka konsere gidecek miyim? İlerleyen yazılarımda öğrenebileceksiniz… 😉 Aykut Balcı’ya tekrar konser davetiyesi için teşekkür ederek yazımı sonlandırıyorum… Müzik ruhun gıdasıdır. Gıdasız kalmayın okurlarım. Abooo, iğrencim. 😀 Güzel güzel yazdım, sonunu batırdım. 😛 Klişe oldu yani ama napim? Yazdıkça tıkandım ve sonunu nasıl bağlayacağımı şaşırdım. 🙂

NOT: Bu yazı ilk olarak http://www.sadecemuzik.net/Konser-Hikayesi/gnc-fest-ile-orada-innadna-pharrell-el-evrendeydik.html adresinde kendi çektiğim fotoğraflarla yayınlanmıştır. Yaklaşık 1,5 ay sonra, yani 28.10.2014 tarihinde ise www.tst.gen.tr ‘ye aktarılmıştır.

© 2014 – SADECE MÜZİK / TURGAY SUAT TARCAN

 

Yorumlar



Popüler Yazılar
Facebook Tavsiyeler
Son Tweetler
Bumerang - Yazarkafe