Kaz Dağlarındaki Yangını Gördüm

Tüm ziyaretçilerime merhaba;

Çok sevdiğim bir dostum web sitemde seyahat kategorisi açmamı tavsiye ediyordu ama ben “Ya faydalı bilgi veremezsem?” kaygısıyla hep erteliyordum. Seyahat blogları açan insanlar gerçekten çok gezen insanlar… Ben onlar kadar gezmiyorum ama çevreme sorarsanız eğer çok geziyorumdur. Yıllık izinlerimi mutlaka değerlendiriyorum, hepsi bu… Yoksa Marmara, Ege, İç Anadolu, Akdeniz bölgelerini çok gezdim. Ama Karadeniz, Güneydoğu, Doğu Anadolu bölgelerine ise hiç gitmedim. Bu da büyük eksiklik… Çok merak ediyorum. Umarım bir gün giderim. Yurt dışı olarak ise şu ana kadar sadece 5 ülkeye gidebildim. Bunlar Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Yunanistan, Makedonya, İtalya ve Avusturya… Belki tuttuğum günlüklerden faydalanarak yabancı ülke seyahat izlenimlerimi de sizlerle paylaşırım yakın bir gelecekte… Bir ansiklopedi yaratmama gerek yok. Sadece bana ilginç gelen bilgileri yazarım. Öyle değil mi? Ama şimdilik çok güncel bir olaydan bahsetmek istediğim için ilk kez seyahat kategorisi oluşturmuş durumdayım…

Olaya geçmeden önce dün neler yaptığımı anlatmak istiyorum. Şu anda yıllık iznimin 10 günlük kısmını kullanmak üzere Saroz’daki yazlığımızdayım. Saroz-Orfoz-Guneyli-KoyuGüneyli Köyünde bulunan mütevazı koyumuz gerçekten çok güzeldir. İlk önce kısaca bahsetmem lazım. Çok fazla pansiyon ve otel bulunmaz. Genelde yazlıklar bulunuyor. Fakat yurt dışından ve ülkemizden yerli ve yabancı turistler dalgıçlık yapmak, güneşin batışını izlemek (çünkü çok güzel görünüyor), denize girmek (denizimiz de dünyanın en temiz 3 denizi arasında gösterilir kendi kendini temizleyebildiğinden dolayı ve Ege Denizinin başlangıcı gibidir. O yüzden de bazen çok soğur.) için karavanlarıyla ya da çadırlarıyla gelirler. Öyle Bodrum, Didim, Antalya gibi çok kalabalık değildir. Gelibolu’ya çok yakındır. Etrafında ayçiçeği tarlaları bulunur. İnsanlar kafalarını ve kuşların seslerini dinlerler. Ama değişiklik olsun diye dün yıllar sonra yeniden Altınoluk’a gitmeye karar verdim.

Altınoluk yolunda Çanakkale Şehitliklerinin bir bölümünü ziyaret ettim. Zaten yıllardır defalarca Çanakkale Şehitliklerini ziyaret ettiğim için bunun çok küçük bir bölümü olduğunu biliyorum. Çanakkale Şehitlikleri ayrı bir yazı konusudur. 90’lı yıllarda çektiğim Çanakkale görüntülerinden oluşturduğum “Çanakkale İçinde” klibimi #MustafaKemalAtatürkAnısına sayfasında paylaşmıştım daha önceden… Çanakkale Zaferi ile ilgili görüşlerimi ise #18Mart sayfamda dile getirmiştim. Eğer görmediyseniz mutlaka ziyaret edin. Asıl destanın Kurtuluş Savaşı olduğunu daha iyi anlayacaksınız. Sadece Türk şehitlerine değil, Anzak askerlerine bile üzüleceksiniz. Anlatılmaz; yaşamanız, görmeniz lazım. Muhakkak çoğunuz gitmişsinizdir diye tahmin ediyorum ama geri kalanlarınızın da ziyaret etmesi gerektiğini düşünüyorum. 22 yıl evveldi, hiç unutmam. Birkaç Avustralyalı Kurtuluş Savaşında vefat eden dedeleri için kilometrelerce öteden bizim topraklara gelmişlerdi.IMG_0429 Kendi anıtları önünde durdular. O zamanlar kasetçalarlar vardı. Akıllı telefonlar yoktu. Pilli teybi çalıştırdılar ve kasetten kendi milli marşları eşliğinde saygı duruşunda bulundular. O kadar duygulanmıştık ki, gözlerimiz yaşarmıştı. Onların duyarlılıklarını örnek almamız lazım. Biz tam tersine Milli zaferlerimizi, bayramlarımızı, kayıplarımızı, yaslarımızı başımızdakilerin dayatmaları yüzünden unutmak üzereyiz. Tek günlük bir zafer nedeniyle yeni bir bayram oluşturulursa tarihimizi elimizin tersiyle çıkarlarımız için bir kenara itebilir miyiz? Genelleme yapmak istemiyorum. Herkes öyle değil ama kibarca geldiğimiz konumu özetlemem lazımdı. Elin Anzağından öğreneceğimiz çok şey var. Her sene turlar bile düzenliyorlar.

Neyse, dünkü macerama devam edelim. Ardından feribota binip Çanakkale tarafına geçtim. Gerçi Saroz da Çanakkale’ye bağlı ama “Nerelisin?” dendiğinde “İçinden” ya da “Merkez” diye cevap verirler ya? Öyle kabul edilmiyor burası niyeyse… Truva atını daha önce görmüştüm. Hem bizimkini, hem de Brad Pitt’in filminde kullanılan atı ziyaret etmiştim. Ama güncel bir selfie yapmadan duramadım. Truva-Ati-ve-Turgay-Suat-TarcanArdından Ezine’ye gittim. Biliyorsunuz, orasının peyniri meşhur. Ben de aldım tabii ki… Bir de Gelibolu’nun peynir tatlısı vardır ya? Ezine’nin de ezine peynirinden yapılan tatlısı meşhurmuş meğer. Gelibolu’nun peynir tatlısından farkı fırınlanmış olması ve daha hafif olması… Ondan da almayı ihmal etmedim.

Ve artık Altınoluk’daydık. Gerçekten çok enteresan bir konumda burası… Balıkesir’e bağlı ama Çanakkale yürüme mesafesi kadar çok yakın… Tam sınırda diyebiliriz. “Buradaki insanlar bir o tarafa yürüyüp ‘Şu anda Balıkesir’deyim’, ardından öbür tarafa yürüyüp ‘Şimdi yine Çanakkale’deyim’ diye sosyal medyada habire paylaşım yapabilirler” diye espri yaptım etrafımdakilere… Denizi Marmara olduğu için çok bulanık ve kirliydi ve dalgalar insanın suratını dövüyordu adeta. Yine de girdim. Her deniz Saroz’un denizi kadar net olacak diye bir kayıt yok tabii ki… Denizden dönerken bir uçağın denizin üzerine inip o mesafeden uçup tekrar yükselmesine anlam veremedim. Denizden su almış olmalıydı. Narlı Köyü’ne de uğradım ardından… Oradaki bir cami son aylarda Ege’de meydana gelen depremlerden hasar görmüş ve mühürlenmiş. Namaz kılanları mescide yönlendiriyorlardı. O caminin yanındaki çok güzel manzarası olan çay bahçesinde köy ayranı içtim. Serin serin harika gitti. Susurluk ayranına benziyor ve adam kendisi yapıyormuş. Ayrıca Ahmet Adana Hayratı’ndan su içtim.

DSCF6763

Yazıyı yazmama neden olan olaya gelelim. Halamların Altınoluk’ta bulunan yazlığının terasındayken hemen karşıda bulunan Kaz Dağlarında büyük dumanlar fark ettim. Sonradan anladım ki o uçak da yangın söndürme aracıymış. Çok üzüldüm yangın olduğunu görünce… İnternetten araştırınca Kaz Dağları ormanlarının 4 farklı yerinde çıktığını öğrendim ve kundaklama olduğunu herkes gibi ben de tahmin etmiştim. Gerçekten de öyle çıkmış ve kundakçı Turan İdgü yakalanmış. Köylüler tarafından istenmeyince Edremit’e yerleşmek zorunda kaldığı için intikam aldığı söyleniyor ama ben biraz da bu tür yangınların yangın çıkarıldığı yerde bazı yapılar, tesisler, oteller, binalar inşa edilmesi için özellikle çıkartıldığını düşünüyorum. IMG_0487Belki bu gerçekten de intikam amacıyla çıkartılmıştır, bilemiyorum ama genellikle kundaklamalar arkası sağlam kişiler tarafından yapılıyor bence. Çevremizi korumanın ne kadar önemli olduğunu bilmiyorlar. İşleri güçleri para, ihale almak… Farkında değiller ki çocuklarını kötü günler bekliyor. Doğamızı mahvederseniz Tabiat Ana da intikamını bir gün alır. Ki almaya da başladı… Mesela bildiğiniz gibi evvelki hafta İstanbul’da fırtına çıktı ve yazın ortasında cevizden daha büyük dolu yağdı. Ben de olayı yaşadım. Kedimi gezdiriyordum ve hava güneşliyken bir anda hava karardı ve rüzgar çıktı. Anormal bir durum olduğunu anlayıp kedim Cimcime Fıstık’ı kucağıma alıp eve dönmüştüm. Zaten kısa bir süre sonra da adeta kıyamet gibi anlar yaşanmıştı. Ağaçların araçların üzerine düştüğünü gördüm. Karşı apartmanın çatısı koptu. İnen camlar, kopan dallar gördüm. Bizim pencereye de birçok şey çarpıyordu. Ertesi günü de işe giderken gördüğüm manzaralar çok kötüydü. Hani cafelerin, restoranların önünde ahşaptan çardak gibi şeyler olur ya? İşte onlar yıkılmıştı. Caddelerin kenarındaki bazı bariyerler kopmuştu. Eğer böyle doğa katliamlarına devam ederseniz daha kötü afetler yaşayacağız, benden söylemesi…

Neyse, Saroz’a dönerken feribotta çok enteresan bir şey oldu. Denizin ortasında feribotun motoru bozuldu. Klima bile çalışmamaya başladı. Uzun bir süre sürüklendik. Manuel sisteme döndüler ve yavaş yavaş gittik. Son anda arızayı giderdiler ve motor zaten iskeleye yaklaştığımızda çalıştı. Dünkü seyahat maceram da böyle sona ermiş oldu. Diğer kedim Pamuk Prenses’in de dün doğum günüydü. Ezine’den aldığım tatlıyı ona ithaf ettim.

Başka seyahat anılarımı da yazmayı düşünüyorum. Benden şimdilik bu kadar. Ama her yazımda olduğu gibi yine maalesef bazı kaybettiğimiz isimleri anmak zorundayım. Son yazımdan beri ünlü İspanyol matador Iván Fandiño Barros, Hürriyet yazarı Ayşe Aral, Türk sinema oyuncuları Hakan Balamir ile Fikret Hakan ile Sezer Sezin, Fransız şarkıcı Barbara Weldens, Altın Elbiseli Adam olarak bilinen motosikletçi Barkın Bayoğlu, Frank Sinatra’nın senarist olan eşi Barbara Marx Sinatra, intihar ettiği söylenen ama ben yine illuminati cinayeti kurbanı olarak gördüğüm Linkin Park’ın vokalisti Chester Charles Bennington ve benim için en üzücüsü 90’lı yılların efsane şarkıcılarından Harun Kolçak vefat etti. Kolçak’ın “Beni Affet” albümünü #TümZamanlarınEnİyiTürkçePopAlbümleri arasında göstermiş, “Elimde Değil” şarkısını #2016YılınınEnİyiŞarkıları listesinde 2. sıraya yerleştirmiş, yoğun bakıma alındığında #NinjaKaplumbağalar filmi kritiğimde üzüntülerimi dile getirmiş ve #ÇeyrekAsır albümü çıktığında izlenimlerimi yazmıştım. Hepsi nur içinde yatsınlar…

Yorumlar

Çok açıklayıcı, süper betimlenmiş ve bir o kadar bilgilendirici bir yazı olmuş tebrik ederim, benim gibi Saroz a gitmeyi düşünenler için ışık tutar nitelikte bir yazı, takipteyim 🙂

Özgür
10 Ağustos 2017 / Saat: 23:11


Popüler Yazılar
Facebook Tavsiyeler
Son Tweetler
Bumerang - Yazarkafe