Plak, Kaset, CD ve MP3’ün Kalite Karşılaştırılması – Hangisi daha iyi?

Bir arkadaşım Facebook’ta bir yazı paylaşmış. Yazıda plak ve MP3’ün karşılaştırılması yapılıyordu. Benim de hoşuma gitti. Ben de paylaştım. Sonra okuyucularımdan birisi sadece plak ve MP3’ün karşılaştırıldığı bir yazının kendisi için yeterli olmadığını söyleyerek kaset, CD, plak ve MP3’ü topluca karşılaştırılacak bir yazı yazarak müzik dinleme deneyimlerimi paylaşmamı rica etti. Benim de aklıma yattı ve gaza gelip hemen eve gelir gelmez yazmaya başladım. MP3 mü, CD mi, kaset mi, yoksa plak mı? Hangisi daha iyi? Cevabı bu yazıda bulacaksınız…

cd_plak_mp3_kaset
Hani bir reklam var ya? Dış ses “Yıllarca kaset biriktirdin ama teknolojiye yenik düştün” diyor reklamda… Sonra arşivcinin raflardaki kasetleri üzerine dökülüyor. İşte o reklamdaki adama kendimi çok benzetirim. Çünkü ben de kasette gelecek olduğunu düşünüp kaset aldım 1988 yılından beri… İlk aldığım kaset Samantha Fox’un “I Wanna Have Some Fun”ıdır. 1994 yılında ise “Songs For Lovers” derlemesi ile CD biriktirmeye başladım ama sadece o dönem bana özellikli gelen albümlerin CD’sini alıyordum. Geri kalanları yine kaset formatında alıyordum. Nereden bilebilirdim ki bu aldığım kasetlerin bir gün müzik marketlerin raflarından kalkacağını ve CD formatını bile bulamayacağımı? Meğer aldığım kasetler de özellikliymiş ve efsaneymiş. Gerçekten de bende öyle kasetler var ki, belki CD formatı bile çıkmamıştır. O derece nadir yani… CD versiyonunu çıkan albümlerin de ikinci el bile olsa CD versiyonlarını gördükçe almaya çalışırım. Plakları ise artık demode olarak görürdüm eskiden… Fakat 2004 yılında CD’sini veya kasetini bulamadığım bazı The Jackson 5 albümlerini ve Michael Jackson single’larını plak formatında bulmaya başlayınca bir baktım, plak arşivim de genişlemiş. Sonra bu plakları dinlemek için pikap almak zorunda kaldım. Plaklarımı açtığımda duyduğum ses kalitesi karşısında çok şaşırdım. Hep “Plak daha iyi ses veriyor” diyenler olurdu ama abarttıklarını düşünürdüm. Gerçekten de Michael Jackson odamda konser veriyor gibiydi. O kadar beğendim ki, başka şarkıcıların da plaklarını almaya devam ettim. Donna Summer, Madonna, Barış Manço, Elton John, Tina Turner, Mariah Carey, Justin Timberlake, Foreigner gibi… Ailem de bana birkaç eski plağını verdi. Erol Evgin, Füsun Önal gibi… Başka müzikseverler de bu farkı görmüş olmalı ki, sonradan bir anda plaklar fenomen oldu. D&R gibi müzik marketlerde plaklar raflarda yerini aldı. Müzik şirketleri bünyelerinde bulunan bazı efsanevi albümleri ve hatta yeni albümleri plak formatında bastı. Sadece arşivciler için plak formatında basılan albümler bile oldu. Eskiden plakları 5-10 TL’ye bulabilirken artık günümüzde bir plak almak için ortalama 100 TL’yi gözden çıkarmamız gerekiyor. Büyük ihtimalle arşiv yapmayan müzikseverler şarkıları Spotify, YouTube, i-Tunes gibi platformlardan dinlemeye başlayınca plak şirketleri para kazanmak için biz arşivcilerin sırtından geçinmeye başladı. Bu biraz haksızlık tabii ki…
46315944Peki hangisi daha iyi ses veriyor? Öncelikle MP3’ü baştan elememiz lazım. Çünkü ben kaset dinlerken bile daha kaliteli müzik deneyimi yaşardım. İnternetten indirilen MP3’lerde eskiden kaset versiyonlarında duyduğum bazı enstrüman seslerini duyamıyorum mesela… Kasetçalar walkman’imde Samantha Fox’un şarkısını dinlediğimdeki aldığım hisle aynı şarkıyı MP3 Player’da duyduğum duygum aynı değil… Fakat MP3 Player’sız da gezmiyorum. Mutlaka çantamda bulunur. Özellikle servis beklerken ve serviste dinlerim. Toplu taşıma araçlarında ve yürüyüş yaparken bile dinleyebiliyorum. Eskiden kaset walkman’lerimiz vardı. Sonradan CD’leri çalabildiğimiz discman’lerimiz oldu. Fakat artık çok yer kapladığı için insanlar ya i-pod’larından ya da akıllı telefonlarından müzik dinliyor dışarıda… Bu yüzden kendi orijinal CD’lerimden ve kasetlerimden MP3 yapmayı tercih ediyorum. Çünkü daha kaliteli ses veriyor. İnternetten indirdiğim MP3 ve kendi orijinal arşivimden yaptığım MP3 arasında bariz bir kalite farkı oluyor. Çünkü internetten bulduğunuz MP3’ler sıkıştırılmış dosya olduğu için “Ne güzel, bedava müzik indirdim” diye kendinizi rahatlatmayın. Biz orijinal müzik arşivcileri daha iyi dinleme deneyimi yaşıyoruz. Evet, birkaç cümle evvel yanlış okumadınız. Kasetten MP3 yapıyorum. Çünkü bende orijinal kaseti olan ama artık tedavülden kalkan bazı albümlerin bazı şarkılarını MP3 Player’ıma katmak istemiştim. Pek tavsiye etmesem de internetten indirdim. Bir baktım, ses acayip kalitesiz. Wish’ten bilgisayara bağlanan bir kasetçalar sipariş etmiştim. Amacım kasetlere kaydettiğimiz aile hatırası olan kendi seslerimizi bozulmadan dijital ortama aktarmaktı. Sonra dayanamadım ve orijinal kasetlerden normal şarkıları da aktarmayı denedim. MP3 Player’ıma aktarıp bu şarkıları açtığımda sonuç karşısında çok şaşırdım. Bazıları neredeyse orijinal CD’den MP3’e çevirdiğim bazı şarkılardan bile daha iyi ses veriyordu. Kendine has cızırtısı hala bulunuyordu ama verdiği ses 80’lerde ve 90’larda walkman’im ile dinlediklerimle neredeyse aynıydı. Çünkü kaset de tıpkı plak gibi analog bir mekanizmaya kaydediyor sesi… Bantlar elle tutulabilecek kadar gerçek… Neden bant olması önemli? Çünkü müzisyenler bile şarkıları bantlara kaydederler. Evet, bu bantlar kaset bantlarından daha küçüktür. Ama plaklara bile bu bantlardan aktarılır sesler… Tabii ki eski şarkılardan bahsediyorum. Yeni şarkıcıların çoğu maalesef genellikle dijital ortamda kaydediyorlar parçalarını… Hani hep deriz ya “Eski şarkıların ruhu vardı, gelişen teknolojiye rağmen yeni parçalarda bu ruh yok” diye… İşte bunun nedeni şarkıcıların sesinin ve müzik aletlerinin eskiden bantlara kaydedilmiş olmasıdır. Çünkü o bantlar daha gerçektir. Şimdi dijital fotoğraf makinenizin ya da cep telefonunuzun gelişmiş kamerasını düşünün. 90’lı yıllarda el kameranız ile kasete kaydettiğiniz kamera görüntüleri ile karşılaştırın. Tabii ki büyük ekrana verin. Sonuç? Tabii ki video kasetinizin görüntüsü ve sesi daha iyidir. Ya da VCD yerini DVD’ye devretti ama artık bluray var. Bu formatlarda aldığınız filmler neden VHS veya betamax kasetleri ile tanık olduğunuz sinema deneyiminin yanına yaklaşamıyor? Çünkü sıkıştırılmış değil. Eski bir televizyoncu olarak söyleyebilirim ki, büyük televizyon kanallarının ya da film yapımcılarının hala kasete kaydetmesinin nedeni de bu… Sinemada film izlemenin keyfi başkadır. Çünkü bantlardan gösterilir çoğu. İşte ses kasetlerinin de dijital ortamdan daha kaliteli olmasının nedenini de buna benzetebiliriz.
Fakat ne yazık ki, kaset formatı müzik saklamak için iyi bir yöntem değil artık. Çünkü yıllar geçtikçe bantlar çürüyor ve ses bozuluyor. Hatta bantlar kopabiliyor. Benim gibi yaşını başını almışlara sesleniyorum. Hangimiz vida, bant ve kalem kullanarak kaset tamir etmedik ki? Ya da yanlışlıkla ses silinmesin diye iki kenarındaki plastik kapakçıkları kırmadık ki? Nasıl olsa kaseti silmek istiyorsak bant yapıştırıp üstüne başka şeyler kaydetme şansımız vardı. Fakat yanlışlıkla rec tuşuna bastığımızda şarkının birkaç saniyesi bile gitse içimiz sıkılırdı. Kasetlerimizin ömrü uzasın diye kuzenlerimle beraber kasetlerimizi deli gibi sırayla baştan sona dinlediğimizi hatırlarım. Eğer manyetik bir alana yaklaşırsa (mıknatıs ya da başka bir elektronik alet ile) kasetin bozulma ihtimali vardı. Fakat çizmediğiniz sürece CD’leri istediğiniz zaman dinleyebilirsiniz. Yıllar sonra da dinleseniz aynı şekilde çalar. İşte bu yüzden CD formatı kasetlerden daha kalitelidir. Çünkü temiz ses verir. Bana bu yazıyı yazmadan önce bir soru geldi ve yazımda cevaplamam istendi. Örneğin 1990 yılında çıkan bir albümün ilk basımındaki ses mi daha iyi oluyor? Yoksa 2019 yılında çıkmış yeni basımı mı? Elbette ki 2019 yılında çıkmış bir CD’nin ses kalitesi daha iyi oluyor. Çünkü orijinal master kayıtları tekrar stüdyoda elden geçiriliyor ve dijital olarak remaster’ları yapılıyor. Fakat maalesef bu söylediğim yabancı albümler için geçerli… Çünkü Türkiye’de çıkan yerli albümlerin yeni baskıları çok kötü oluyor. Hem görsel açıdan, hem de işistel anlamda… Görsel açıdan o albümlerin ilk baskılarındaki kapaklardaki renkler daha canlı oluyor ve fotoğraflar daha net oluyor. Nedenini bilemiyorum ama ses kalitesinin çözünürlüğü de tıpkı albüm kapakları gibi düşüyor. Bu yüzden yerli albüm biriktiren müzik arşivcileri o CD’nin ilk baskısını elde edebilmek için servet değerinde paralar dökebiliyorlar D&R’da daha ucuzunu bulabilecekken… Fakat yabancı plak şirketleri çok daha iyi yeni basımlar üretiyorlar. O albüme zaten sahip olan bir daha aynı albümden almak istiyor. Evet, bir önceki paragrafta bahsettiğim gibi CD’den MP3’e çevirdiğinizde sesi biraz sıkıştırıyor ama Apple Lossless formatına çevirirseniz CD ile hemen hemen aynı sesi veriyor. Fakat dosya boyutu çok büyük olduğu için iPod’unuza ya da iPhone’unuza bu şarkıları aktarmak biraz çılgınca olabilir. Ben de Lossless formatını taa Aruba’da yaşayan bir sanal arkadaşımdan öğrenmiştim. Kendisi DJ’lik de yapan bu müziksever arkadaş benim arşivimde orijinal CD dahilinde olan bazı remix’leri özellikle bu formata çevirmemi rica etmişti. MP3 kesinlikle istemiyordu. Fakat o boyuttaki dosyaları ona göndermekte zorlanmıştım. Yüklemek çok uzun sürmüştü. MP3’ü göndermenin daha kolay olduğunu söyleyip neden özellikle bu formatı istediğini sormuştum. Meğer CD’nin orijinal kalitesini bozmadığı içinmiş. Böylece benim arşivimdeki remixler Oranjestad’daki kulüplerde aynı kaliteyle kulüplerde çalınmaya başladı.
Hazır konu DJ’lerden açılmışken gittiğiniz partileri düşünün. En meşhur DJ’ler ellerinden geldiğince plakları kullanarak müzik çalıyor. Bu yüzden iyiler ve bu yüzden onların verdiği partilerde daha çok eğleniyorsunuz ve dansa başlıyorsunuz. Plak bulamadılarsa CD’sini kullanmayı tercih ediyorlar. En dandik olanları da YouTube’dan playlist yapıp çalıyor ya da WinAmp şarkı listesi kakalıyor millete… İşte o vasat partilerde biranızı alıp sadece yerinizde tempo tutmanızın nedeni bu… Bir türlü gaza gelip piste atamıyorsunuz kendinizi… Müzisyenler de dahil olmak üzere tüm büyük müzik arşivcileri ise hep plakların peşinde… Neden? Çünkü plaklar daha fiziksel bir madde olduğu için analog ses veriyor. Daha iyisi yok. CD bile onun yanında sıkıştırılmış dijital bir ürün olarak kalıyor. Diğer platformlar bu sesi sadece taklit ediyor. Plaklara ses mekanik olarak kazınır. Mesela Michael Jackson’ın “Scream” şarkısını ele alalım. Kasette bu şarkıyı dinlediğinizde CD’de duyduğunuz bazı efektleri duyamadığınızı fark edersiniz. Ama plaktan dinlediyseniz alt yapısının çok daha zengin olduğunu anlarsınız. Sanki Michael Jackson ve Janet Jackson odanıza gelmiş de size seranat yapıyor gibidir. Çünkü diğer formatlarda kalite daha da düşer. Diğer formatları dinlediğinizde sallama çay içmiş gibisinizdir ama plak dinlediğinizde demleme çayın keyfini çıkartmış olursunuz. Çünkü plağın bir yüzü bittiğinde “Eyvah ortasındaki kağıda gelmesin” diye koşa koşa plaktan ayırdığınız o iğne o kadar önemli ki… O iğne sürterek plağın üzerindeki ses titreşimlerini stereo olarak veriyor. Evet, CD Player’ın da içinde küçük bir iğnesi var ve CD de tıpkı plak gibi kendi ekseninde dönüyor ama bu iki iğneyi birbirine karıştırmamak lazım. Şöyle düşünün. Evet, iç gıcıklatıcı bir örnek ama tırnağınızı önce duvara sürtün, sonra da kağıda… Hangisi daha çok ses verip etrafınızdaki insanların tüylerini diken diken eder? Tabii ki de duvardan gelen ses. İşte bu benzetmemle devam edecek olursak plak duvardır, CD ise kağıttır. Bu yüzden farkı görünce bazı özellikli albümlerin plak versiyonlarını da aldım. Eskiden “Nasıl olsa CD’si var bende. Gerek yok” diye düşünürdüm ama öyle bir deneyim sundu ki pikabım bana; o albümlerin plağını aldıysam CD versiyonlarının yüzüne bakmaz oldum. Taşınırken 10 yılı aşkın süredir kullandığım pikabım aldığı darbeyle bozulmuştu. Ben de HepsiBurada sitesinden yeni bir pikap aldım. Yeni pikabım kaset ve SD Kart veya USB aracılığıyla MP3 de çalıyor. GUEST_cb33e142-c99c-4b71-b49c-8b3be64e01a5Daha denemedim ama plaktan MP3 de yapabiliyormuş. Tıpkı Wish’ten aldığım kasetçalar gibi… Sadece plak olarak sahip olduğum bazı remixleri MP3’e çevirip MP3 Player’larımdan birisine aktarmak için sabırsızlanıyorum. Evet, birden fazla MP3 Player’ım var, çünkü arşiv büyük olunca her ne kadar en çok dinlediğim şarkıları da seçsem yine de GB’lar yetmiyor.
Plakları bu kadar övdüm ve her otorite gibi en iyi ses veren obje seçtim ama portatif müzik dinleme alışkanlığımdan da vazgeçemem. Yanımda pikap taşıyacak halim yok ya? 😀 Çevremde gözlemlediğim kadarıyla birçok insan artık MP3 Player’lardan da vazgeçmişler ve Spotify gibi platformlardan müzik dinliyor. Bu maalesef CD’nin de sonunu getirecek gibi görünüyor. Artık bazı sanatçılar albümlerini sadece Spotify, Fizy, SoundCloud veya iTunes’ta yayınlıyor. Fakat bende de Spotify olmasına rağmen i-Phone’umdan müzik dinlemeyi sevmiyorum. İnternetimden ve şarjımdan yemesini bırakın, verdiği ses kalitesi beni tatmin etmiyor. Belki bir gün bu platformlar nedeniyle CD’nin sonu gelebilir ama yeniden hortlayan plakların sonunun geleceğini sanmıyorum. Kaset plağı yenmişti, CD de kaseti… Ama plak kalitesiyle tekrar zirveye çıktı. Ayrıca bazı yeni basım plaklar bir kod vererek aldığınız albümün kaliteli MP3’ünü yasal olarak indirmenize de imkan tanıyor. Benim gibi dijital platformlardan dinlemek yerine madde olarak albümü elinde tutup sanatçıların fotoğraflarına, şarkı sözlerine, emeği geçen müzisyenlere, teşekkür notlarına bakarak gerçek bir müzik deneyimi yaşamak için direnen arşivcilerin soyunun tükeneceğini de sanmıyorum. Çünkü MP3 döneminde doğmuş olmalarına rağmen arşivciliğe soyunan o kadar çok genç arkadaşımız bana ulaşıyor ki, gerçekten bir yandan şaşırıyor, bir yandan da arşivcilik bitmeyeceği için seviniyorum. Kitapları kindle’dan mı okumak daha iyi, yoksa sayfalarını çevirdiğiniz gerçek bir kitaptan mı okumak daha iyi? İşte dijital platformlar ile arşivciliğin farkı burada yatıyor. İster plak, ister CD, ister kaset olsun; bu materyaller dijitallerden çok daha iyi…

 
NOT: 01.03.2019 tarihinde yazdığım bu yazı ilk olarak 12.03.2019 tarihinde http://www.sadecemuzik.net/Turgay-Suat-Tarcan/plak-kaset-cd-ve-mp3-uen-kalite-kars-last-rmas-hangisi-daha-iyi.html adresinde yayınlanmıştır.

Yorumlar



Popüler Yazılar
Facebook Tavsiyeler
Son Tweetler
Bumerang - Yazarkafe