Sean Paul ile Nasıl Tanıştım?

SEAN PAUL KONSERİNE GİTMEKLE KALMADIM, KULİSE GİRİP FOTOĞRAF DA ÇEKTİRDİM

PhotoFunia-1446920131

Herkese “yeniden” merhaba;
Bu “yeniden” lafı sadece benim köşem için geçerli değil. Aynı zamanda tüm “SadeceMuzik.Net” ekibi olarak geri dönüşümüz… Bildiğiniz gibi bazı teknik sorunlar nedeniyle kapalıydık. Fakat yepyeni bir dizayn ile yeniden karşınızdayız. Justin Timberlake konser kritiğim ile geçen sene bu ekibe girmiştim. Sitenin eski versiyonundaki son yazım ise Mariah Carey’nin albüm kritiği olmuştu. Sitenin yeni versiyonunda yine bir konser kritiği ile başlangıç yapmak varmış. Bahsedeceğim konser 25 Temmuz 2015’i ayın 26’sına bağlayan gece gerçekleşen Sean Paul konseri!
O gün gece vardiyasından çıkmıştım. Transaero, Air France ve KLM uçaklarını yapmıştım. Sonra sabah biraz uyumuştum ve daha sonra konser için hazırlık başlamıştı. Kendimi dışarı atmak için sabırsızlandım ve soluğu Taksim’de aldım. Burger King’de yemek yemiştim ve yanıma gelen yaralı bir kediyle yemeğimi paylaştım. Benim de Pamuk Prenses adında Van Kedisi cinsi bir kedim var. O yüzden dışarıda insan denen hayvanların kuyruğunu kopardığı, gözlerini çıkardığı, orasına burasına bir şeyler soktuğu, bilerek arabasıyla çarptığı kedilere çok acıyorum. Tabii ki kedim olmadan evvel de içim cızlardı ama artık daha farklı bir boyut aldı bu… “İnsan denen hayvanların” derken masum hayvanları rencide ettim. Kusura bakmasınlar. Onlara hakaret etmek istemezdim. Onlar yemek için olmadıkça başka türlere zevk için eziyet etmezler. En iyisi o insanlara “canavar” demek… Kedilerin derisini yüzüp, kafalarını kesip sosyal medyada paylaşan ruh hastaları bile var. Aklım gerçekten o kedide kaldı. Neyse, kulise girme ihtimaline karşı yanıma Sean Paul’un “Tomahawk Technique” adlı CD’sini getirmiştim. Ama ya kalem yoksa onda? O yüzden kırtasiyeden yeşil bir kalem aldım. Yeşil almamın nedeni albüm kapağında Sean Paul’un güneş gözlüğünün yeşil olmasıydı. Yani uyum sağlasın istemiştim. Pasajlarda dolaşırken He-man t-shirt’ü gördüm. İlk kez bir konserde çok sade giyinmeyi tercih edip siyah, düz bir t-shirt giymiştim. Ama çocukluk kahramanımı görünce dayanamadım ve o t-shirt’ü aldım. Hemen Demirören’de tuvalete girip değiştirdim t-shirt’ümü… Zaten bu t-shirt’ü birkaç gün evvel Carrefour’da alışveriş ederken bir adamın üzerinde görmüştüm ve sahip olmak istemiştim. Ama “Nereden buldunuz bu t-shirt’ü?” diye sormaya çekinmiştim çok beğenmeme rağmen… Allah karşıma çıkardı valla… Mc Donald’s’ta da bonibonlu Mc Flurry keyfi yaşadıktan sonra metroya binip Atatürk Oto Sanayii durağında inip Maslak Arena’ya vardım.
Pal Station FM’in davetlisi olduğumdan dolayı uzun kuyruğa girmeme gerek kalmadan x-ray’lerin yanındaki bariyerlerden nüfus cüzdanımı göstererek mekana girdim. İçeri girdiğimde çok şaşırdım. Çünkü daha büyük bir mekan bekliyordum. Bir DJ partiye başlamıştı bile. Ben sahne önüne vardığımda Kylie Minogue’un “Slow” şarkısı çalmaya başladı. Sahneni arkasındaki ekranda Matrix kodları vardı. İlk kez Maslak Arena Festival Çadırı’nda bir konser izleyecektim. DJ Aykut Balcı ile telefonlaştım. Security bilekliğim olmadığı için normal seyirci kısmından VIP tarafına geçiş yapmamı ilk önce engelledi. Aykut durumu anlattı ve ekipten olduğumu söyledi. Yine de siyah staff bilekliğine ihtiyacım vardı. “Mavi bileklik bile olsa olur” dedi. Aykut da organizatöre söylemek için kulis kapısının önüne gitti ama o sırada tesadüfen organizatör yanımızdan geçiyordu. Güvenlik görevlisi benim durumumu sordu. Ben de o sırada bu gelişmeden habersiz olan Aykut’u gösterip onlarla olduğumu söyledim. Hemen konuyu uzatmama gerek kalmadan organizatör cebinden mavi bir bileklik çıkardı ve “Bu arkadaş Pal Station görevlisi, geçsin” dedi. Ben daha çok zorlanacağımızı düşündüğümden dolayı şaşırdım ve VIP bölümüne geçtim. Hemen yanımızda loca vardı. Locayı kimin tuttuğunu merak ediyordum ve tanıdığım birisi çıktı. Kim olduğunu yazmayacağım ama selam verdim ona da…
Neyse, konserin başlangıç saati olarak 21:00 diye yazıyordu ama meğer o partinin başlangıç saatiymiş. Mariah Carey, 50 Cent, Outkast, Jennifer Lopez gibi isimlerden şarkılar çalındı. Daha Sean Paul sahneye çıkmadan birkaç kişi kafayı bulmuştu bile… Güvenlik görevlileri birkaç taşkınlık çıkaran kişiyi dışarı attı. Ayakta bile duramıyorlardı. Hatta birisi üzerime düşecek sandım, neyse ki yanımdaki siyah duvara tutundu. Sonra tartaklandı biraz… Aaliyah Dana Haughton gibi kaybettiğimiz birkaç sanatçı da çalındı. Aklıma 1989 yılında “Back To Life” şarkıları ile 90’lı yılların müziğinin nasıl şekilleneceğine dair sinyal veren ve 90’lı yıllarda 4 albüme imza atan Soul II Soul grubunun vokalisti, rahmetli Do’reen Tess Waddell geldi. Ölümü gerçekten çok feci ve talihsiz olmuştu. Onu uyuşturucu ya da illuminati öldürmemişti. Bir hastalık nedeniyle eceliyle ölmemişti. 4 yaşındaki bir çocuğun annesiydi ve Doğu Sussex’te belediyenin yoksullara verdiği evlerden birinde yaşamını sürdürüyordu. Komşularından borçlar alarak yaşamını sürdürüyordu ama mutlaka borçlarını ödüyordu. Ama zor geçiniyordu. Oğluna süt, yiyecek gerekiyordu. 1 Mart 2002’de Batı Sussex’te bir marketten çocuğu için ufak tefek şeyler çaldı. Güvenlik takibinden kaçarken 3 araba birden ona çarptı ve sadece 36 yaşındayken vefat etti. 2 Grammy ödüllüydü ama şans ona gülmemişti. Bu olay beni çok üzmüştü. Hala unutamadım ve onu anmak istedim. Bu bahaneyle Luther Vandross, TLC’den Lisa Left Eye Nicole Lopes, Michael Joseph Jackson, Whitney Houston, Scatman John Paul Larkin, Tupac Amaru Shakur, James Joseph Brown Jr. gibi müzik dünyasına damgasını vurmuş ama hayatını kaybetmiş diğer sanatçıları da anmış olalım.

PhotoFunia-1446919953

Ve işte saat gece yarısı 00:00 olduğunda Jamaikalı DJ, dancehall ve reggae şarkıcısı Sean Paul sahneye çıktı. O da Jamaikalı reggae kralı Bob Marley’i anmak istemiş olmalı ki Bob Marley t-shirt’ü giymişti. Ona vokal desteğini Terrence Farenizzi Harold sağlıyordu. Sean Paul’un en sevdiğim şarkıları Beyonce düeti “Baby Boy”, “Get Busy” ve “Temperature”… Tabii ki bu şarkıları söyledi. Evden çıkmadan evvel ya Number One TV’de ya da Power TV’de Enrique Iglesias ile beraber söylediği “Bailando” klibi çıkmıştı tesadüfen… Tabii ki onu da söyledi. “She Doesn’t Mind”, “We Be Burnin”, “Got 2 Luv U”, “Come On To Me” gibi sevilen şarkılarıyla İstanbul’u coşturdu. Bayan dansçıları seksi danslarıyla göz doldurdu. Aykut, onun stajyeri Kadir ve ben sahnenin en önündeydik. Güzel birkaç fotoğraf yakaladım. Hatta bir tanesini Instagram’da paylaştım. Birkaç kişi de benim anında paylaştığım Sean Paul fotoğrafını kendi Instagram profillerinden paylaşmış. Benim profilimi kaynak olarak gösteren de var, sanki kendisi çekmiş gibi koyan da… Neyse, daha önce birkaç konserde CD dağıtıldığına şahit olmuştum. Ama hiç o birkaç şanslı seyirci arasına girememiştim. Bu kez şansım yaver gitti ve Sean Paul’un menajeri sahne önünden birkaç seyirci seçip “DUTTY ROCK – Full Speed Riddim Vol 2” adlı karışık CD’yi dağıttı. O sayılı insanlar arasında ben de vardım ve konser hatırası olarak bu CD’yi hayatım boyunca saklayacağım. Üstelik bu CD’de Sean Paul’un “Take It Low” şarkısı da var!

PhotoFunia-1446920370

Ama asıl konser hatırası yanımda getirdiğim ve zaten benim arşivimden olan “Tomahawk Technique” CD’si oldu! Çünkü Aykut, Pal Station’daki radyo programı için Sean Paul ile röportaj yapacaktı. Beni de yanında soktu içeri… İçeride kulise girmeye hak kazanmış birkaç seyirci de vardı. Biz de Pal Station FM’i temsilen bulunuyorduk ama ben aynı zamanda bir fan olarak girmiştim. İlk önce Sean Paul’un konser boyunca düet yaptığı vokalisti Terrence “Farenizzi” Harold’ı gördük ve onunla fotoğraf çektirdik. Sonuçta o da “Baby Wanna Ride” gibi şarkılarıyla solo olarak da adından söz ettiren bir yıldız… Instagram’da beraber çektirdiğimiz fotoğrafı paylaşınca fotoğrafı beğenmekle kalmadı, benim Instagram profilimi de takip etti. Hatta e-mail adresini verip fotoğrafın orijinalini istedi. Ben de beraber çektirdiğimiz iki fotoğrafı ve konserde çektiğim birkaç Farenizzi fotoğrafını ona e-mail ile yolladım. Teşekkür etti oda… Kuliste bir koltuk takımı vardı. Zenci kız dansçıları ve diğer ekibi orada oturup dinleniyordu. Nihayet Sean Paul çıkageldi. Yabancı uyruklu ama Türkçe konuşan bir kız onun Sean Paul ile fotoğrafını çekmemi rica etti. Fotoğraf makinesini beceremeyince cep telefonunu verdi. Birkaç pozunu çektim. Sonra ben de “Siz de benim Sean Paul ile fotoğrafımı çeker misiniz?” diye fotoğraf makinemi uzattım. Meğer normal fanlar fotoğraf çektirdikten sonra dışarı çıkartılıyormuş. Security o kızı da “Tamam işin bitti” diye çıkış kapısına doğru sürüklemeye başladılar. Ama elinde fotoğraf makinem vardı. Kız “Ama bu makine benim değil. Fotoğraf çekecektim” diye derdini anlatmaya çalışırken o sırada poz için bana sarılmakta olan Sean Paul duruma el koydu ve “Tamam, makinenin sahibi kimse fotoğrafımızı çeksin, öyle gitsin” dedi. Kızın birkaç saniye daha Sean Paul’u görme bahanesi oldu böylece. Fotoğrafımı çekti ve geri verdi makinemi…

Sean-Paul-imza-signature

CD ve kalemi de hazırlamıştım. Hemen “Acaba bir de CD’mi imzalayabilir misiniz?” diye “Tomahawk Technique” CD’sini uzattım. Adam kafasına benzeyen o meşhur imzasını bana özel attı bu sefer… Sonra Aykut’un özel röportajı için merdivenlere stand kurduk. Röportajın tamamını videoya alamadım, çünkü bana “Full Speed Riddim Vol 2” CD’sini hediye eden menajeri sürekli beni dürtüyordu. Beni belki de sıradan bir fan sandı ama ben aynı zamanda yardım ediyordum Pal Station ekibine… Yoksa fanatik bir Sean Paul hayranı sayılmam ama severek dinlediğim sanatçılardan birisidir. Soru bile hazırlamıştım ama sorularıma vakit olmadı, kestiler röportajı. Neyse ki Kadir profesyonel makinesi ile videoya röportajın tamamını alabilmişti. Aykut da zaten sesi, kaydettiği şeyleri içindeki hafızasına kaydeden mikrofona kaydetmişti. Ben de en azından çok güzel bir röportaj fotoğrafı yakaladım. Daha sonra, Sean Paul ile bu kez Aykut’un da içinde olduğu bir fotoğraf daha çektirdim. İyi oldu, çünkü güvenlik baskısı altında fotoğrafımı çekmeye çalışan kızın çektiği fotoğraf biraz bulanık çıkmıştı ama sosyal medyada paylaşmamı engellemeyecek kadar netti de… “Keşke Michael Jackson t-shirt’ü giyseymişim” diye düşündüm. Çünkü 21. yüzyılın Bob Marley’i Sean Paul, idolü Bob Marley t-shirt’ünü giydiği için yanına çok yakışacaktı. Ama sonuçta He-man de benim çocukluk idolüm…

PhotoFunia-1446919907

Kulis ve röportaj işlerimizi de hallettikten sonra dışarı çıktık. Aykut arabasıyla beni ve Kadir’i metrobüs durağına kadar bırakacaktı. O park ettiği yerden arabasını getirirken taşıdığım “Pal Station Hatırası” çerçevesiyle elimde imzalı Sean Paul CD’si varken fotoğraf çektireyim dedim. O sırada “Sean Paul” yazılı güneş gözlükleri takan Arap turistler de benim pozuma katılmak istediler. Ortaya ilginç bir hatıra çıktı…

PhotoFunia-1446920473

Yazımı sonlandırırken yine bazı isimleri anmak istiyorum. Normalde “Acaba her yazımda birilerini anmak zorunda hissetmesem de okurlarımı üzmesem?” diye düşünüyordum ama geçtiğimiz günlerde başıma gelen bir olay bunu artık görev edinmem gerektiğini hissettirdi. Bahsettiğim olay Ajlan Büyükburç’la ilgiliydi. Ajlan Büyükburç’un 16. ölüm yıl dönümünde onun fotoğraflarından bir kolaj yapıp Facebook, Instagram ve Twitter’da altına onun ismini dahi yazarak paylaşmıştım. Herkesin onu tanıdığını sanıyordum. Derken bir arkadaş “Bu kız kim?” diye sordu. “Tanımadın mı? Ajlan Büyükburç… Altında yazıyor ya!” dedim. İsmini bile doğru okuyamıyordu. Sadece bir kişi olduğunu düşünüp pek fazla önemsemedim. Ama 20’li yaşların başlarında olan başka arkadaşlarım da farklı yer ve zamanlarda“Bu kadın kim? Ajlan Büyükburç kim?” diye bana soruyorlardı. “Ya işte trafik kazasında öldü ya? Gökhan Semiz ve Kerim Tekin’den sonra… Ajlan & Mine grubundaydı. Erol Büyükburç’un kızıydı”diyerekten “Aşk olsun aşk olsun, aşk olmazsa meşk olsun” diye en bilindik olduğunu düşündüğüm şarkısını söyledim. “Erol Büyükburç da ölmüştü galiba, değil mi?” diye soran bile oldu. Hatırlayamadılar. Belki de tanıma fırsatı bulamadılar yaşlarından ötürü… Allah gecinden versin, hala yaşayan Mine Çağlıyan da yolcu olarak önüme geldiğinde ben “Aaa Mine geldi” diye heyecanlandığımda bir arkadaşımın“Kim ki o?” demesi ve benim de “Ajlan-Mine’deki Mine” dediğimde “Aaaa o ölmemiş miydi?” diye verdiği tepki aklıma gelince gerçek sanatçıların genç nesil tarafından tanınmasının içler acısı ve trajik bir durumda olduğunu fark ettim. Mesela Ramazan Bayramı’nın 1. günü ofiste Dream TV’deki “Eskici” programını açmıştık. Yine adı bende saklı genç bir arkadaşımın “Bu çıkan isimlerden sadece Michael Jackson ve Madonna’yı tanıyorum, diğerlerini tanımıyorum” demesi beni çok şaşırtmıştı. Diğer çıkan isimler de Pet Shop Boys’tan David Bowie’ye, ABBA’dan Freddie Mercury’ye, Kiss’ten Prince’e, Alphaville’den AHA’ya, Gloria Gaynor’dan Grease müzikali ekibine kadar efsane yıldızlardı. Son yazımdan beri bu kez pek fazla sanatçı hayatını kaybetmedi ama iki efsane yıldızın (hatta birisinin babasını da sayarsak üç) çocukları vefat etti. Whitney Houston ve Bobby Brown’ın 22 yaşındaki kızları Bobbi Kristina Brown’dan 5-6 ay evvel bir yazımda yoğun bakıma alındığından bahsetmiştim. Tıpkı annesi gibi küvetin içinde bulunmasında illuminati parmağı olduğunu düşünmüştüm ve hala da buna inanıyorum. Çünkü maalesef Kristina komadan sağ çıkamadı ve annesinin yanına gitti. Allah Michael’ın çocukları Paris, Prince, Blanket ve diğer sanatçıların çocuklarını korusun. Çünkü Nick Cave’in oğlu 15 yaşındaki oğlu Arthur Cave de geçtiğimiz haftalarda İngiltere’nin Brighton kentinde uçurumdan düştü. Morgan Freeman’ın torunu E’Dena Hines ise kaldırımda direk bıçaklandı zaten. Bu işte bir iş var… Tabii ki eceliyle vefat edenler de oldu. Bir başka ünlü çocuğu olan, Kenan Sofuoğlu’nun oğlu Hamza’nın daha bebeyken saydığım isimlerin yanına gitmesi beni çok üzdü. Sofuoğlu ile hem televizyoncu olduğum dönemde bizim programlarımızdan birine konuk olmasından, hem de havacılık kariyerimde yolcularımdan birisi olmasından dolayı kısacık da olsa tanışmıştım. Bale sanatçısı Yekta Oktay, ünlü ressam Fikret Otyam ve ünlü türkücü Muzaffer Akgün de yakın dönemde hayatını kaybedenlerden… Onları da anmayı unutmayalım. Ama en önemlisi; maalesef tüm yazılarım için de geçerli; genç delikanlılar şehitlerimiz olmaya devam ediyor. Onlara vefa borcumuz sonsuz… Gelecek yazımda görüşmek üzere…

11224265_10153312428568891_5512738241311251849_n

NOT: Bu yazıyı son paragraftaki bir iki ekleme dışında konserin ertesi günü, yani 26 Temmuz 2015 tarihinde kaleme alsam da yazı “Sadece Müzik” sitesindeki teknik sorunlar nedeniyle http://www.sadecemuzik.net/Konser-Hikayeleri/sean-paul-konseri-25-temmuz.html adresinde ancak 13 Eylül 2015 günü yayınlanabilmiştir.

©2015 Sadece Müzik Net / Turgay Suat Tarcan

Yorumlar



Popüler Yazılar
Facebook Tavsiyeler
Son Tweetler
Bumerang - Yazarkafe