Herkese yeniden merhaba;
Evet, web sitemin seyahat kategorisini uzun zamandır boşluyor gibiydim. Bu satırları yazdığımda İzmir’deydim ama 2026 İzmir seyahatimi yazmayacağım. Onun yerine sizleri 2018 yılına geri ışınlayacağım ve Eskişehir gezimi kaleme alacağım. Tarih 28 Mart 2018 Çarşamba’ydı. Pendik’ten hızlı trene binerek Eskişehir’e gitmiştim. Ama hasta olduğum için o gün ancak çarşıyı gezebilmiştim. Donas’ta kocaman, turşulu bir tavuk dürüm yemiştim. Ardından Çınas Otel’deki 108 numaralı odama çekilip TV8,5’ta yayınlanan “Brooklyn’in Azizleri” adlı filmi izlemiştim.
Tarih 29 Mart 2018 Perşembe olduğunda artık dinlenmiş olarak asıl gezmelerime başlamıştım. Bu arada kaldığım otel olan Çınas’ı şiddetle tavsiye ediyorum. Ücretsiz kahvaltı da veriyorlar misafirlerine… O sabah kahvaltı sırasında beraber fotoğraf çektirdiğim Sean Paul ve konserine gittiğim Justin Timberlake ağırlıklı müzik çalıyorlardı. Yılmaz Büyükerşen Balmumu Müzesi’ni uzun zamandır merak ediyordum ve soluğu o müzede almıştım. Başta Mustafa Kemal Atatürk ve Barış Manço olmak üzere heykelleri çok merak ediyordum. Atatürk’e özel bölüm yapmışlar zaten. Bunun dışında Marilyn Monroe, Tarık Akan, Levent Kırca, Mehmet Ali Alabora, Adile Naşit, Prenses Diana, Sabiha Gökçen, Zuhal Olcay, Nükhet Duru ve daha birçok ismin balmumu heykelleri vardı. Ardından Odun Evleri’ni gezmiştim. Oradan odun evi şeklinde 3 tane magnet almıştım. Biri annemle babamın, biri ablamın, diğeri de benim… Yine o bölgedeki Kurtuluş Müzesi’ne gitmeyi de ihmal etmemiştim. Orada da çok güzel hazırlanmış görülmesi gereken materyaller vardı. Eskişehir şehitlerinin isimlerinin yazılı olduğu künye bölümü, stratejik haritanın resimlerle oynaması, İsmet İnönü ve Fahrettin Altay’ın balmumu heykelleri, 20 dakikalık belgesel gösterimi, o yıllarda çıkan karikatürler ile gazete haberleri, duvarlar boyu fotoğraflar ile tablolar ilgimi çeken ve beni duygulandıran detaylardı. Ardından yaklaşık 12 yıl sonra askerlik arkadaşım Ahmet bana Şelale Park Mangalbaşı’nda saç tava kebap ve tatlı ısmarladı. Gerçekten de belki de hayatımda yediğin en leziz saç tava kebap olabilirdi bu… Bir daha aynı tadı başka yerlerde alamadım diyebilirim. Sonra Haller Gençlik Merkezi, Barlar Sokağı ve çok üşüdüğüm için Kanatlı AVM’yi gezmiştim. Evvelsi günü bahar gibiydi, o gün ise adeta kıştı. Hatta Eskişehir’in yüksek yerlerinde kar yağdığını öğrenmiştim. Ama şehir merkezinde sular seller gibi yağmur yağmıştı. Zaten kırık olan şemsiyem tamamen yamulunca yeni bir şemsiye almak zorunda kalmıştım. Cinema Pink’te “Pasifik Savaşı: İsyan” filmini izleyerek ve Burger King’de yemek yiyerek günü noktalamıştım. Zaten web sitemde filmle ilgili o yıl sıcağı sıcağına yazılmış bir kritik bulunuyor. Gece ise Odun Pazarı’ndaki otel odama dönmüştüm.

Artık takvimler 30 Mart 2018 Cuma’yı gösteriyordu. Bu kez kahvaltıda Beyonce’den Rihanna’ya uzanan bir karışık kaset tadında müzikler çaldılar. Üstelik bu şarkılardan bir tanesi de fanatiği olduğum Michael Jackson’ın “Don’t Stop Til’ You Get Enough”ıydı. Hatta durumu WhatsApp’tan Kankigiller grubuna atıp “Otelimi iyi seçmişim.” diye espri yapmıştım. Tam benim tarzım müziklerin çalması, hanzo şarkılara yer vermemeleri iyice bana kahvaltı keyfi vermişti. Tabii ki WhatsApp grubumuzdaki Banu Abla’nın sadece 2,5 yıllık ömrü kaldığını henüz bilmiyorduk. Daha Covid 19 nedir? Haberimiz bile yoktu. Neyse, sonra metroyla Porsuk’a gitmiştim. Gerçi otelden sadece 1 durak sonra ama epey yürünüyor. Büyük bir yer… Botanik Park’ı ve Porsuk Baraj Gölü’nü görmüştüm. Sazova Bilim Kültür ve Sanat Parkı’ndaki Kırım Çi Börekçi’de nihayet Eskişehir’in meşhur böreğinden yiyebilmiştim. Gerçekten o kadar lezzetliydi ki yine Eskişehir’e gidecek olsam kesinlikle yine orada çi börek yemek isterim. Türkiye’nin Disneyland’ı da diyebileceğimiz Masal Şatosu’na çocuk ruhlu biri olarak girmiştim. Zaten büyükler ve yabancı turistler de şatoya ilgi gösteriyordu. Pinokyo’dan Rapunzel’e birçok masal kahramanının heykelleri vardı. Tuvaletler bile şato dizaynında yapılmıştı. Camların desenleri de “Alice Harikalar Diyarında”‘dan Cinderella’ya çeşitli masal kahramanlarının resimleriyle doluydu. Merdivenlerden çıkarken bile duvarda kitap resimleri görebiliyordunuz. Ayrıca dev kitap heykelleri vardı ve üzerine oturup tabure olarak kullanabiliyordunuz. Şatonun kuleleri; çan, Topkapı Sarayı, ulu, burgulu, yavru, Galata, Yivli, Sindrella, kız kulelerinden esinlenerek yapılmış. Sonra yine o parktaki korsan gemisi müzesine gitmiştim. Ardından Lances Cafe’de Hindistan cevizli filtre kahve ve çay içmiştim. Eskişehir’in meşhur met helvasından eve almayı ihmal etmemiştim. Adalar, Ali İsmail Korkmaz Parkı ve Mc Donald’s o gün son uğrak yerlerim olmuştu. Iphone’umun sağlık istatistiğinde o tarihe gittiğimde sadece o gün 28.719 adım attığımı gördükçe “Ufff” derim.
Ve işte 31 Mart 2018 Cumartesi Eskişehir’deki son günümdü. Otelimdeki son kahvaltımda müzikler yine hoşuma gitmişti. Jennifer Lopez, Shakira, Beyonce gibi o yıl çok popüler olan şarkıcılarla başlamışlardı. Whitney Houston (Run To You, I Have Nothing) ve Mariah Carey gibi (Hero) her dönemin divalarıyla damarda tavan yapmışlardı. Sonra eşyalarımı toplamıştım. Bahsettiğim, Eskişehir fırtınası mağduru olan siyah şemsiyemi çöpe atmayı ihmal etmemiştim. Tramvayların otobüs durağına kadar gittiklerini görünce aklıma otobüsle dönme fikri yatmıştı. Kamil Koç’un 11:00 seferine bilet almıştım. Sonra hosttan yolun 6,5 saat süreceğini duyduğumda şok olmuştum. Halbuki hızlı tren 2,5 saat sürüyordu. “Son pişmanlık fayda etmez.” diye kaderime razı gelmiştim. Aslında her işte bir hayır vardır. Belki de yer bulamayacaktım. Çünkü askerlerin dağıtım izni başlamış. Bütün askerler 1 haftayı değerlendirmek için bir yerlere gidiyorlardı. İstanbul’a giden erler de çok vardı. Hafta sonu için evlerine giden öğrenciler de bulunuyordu. Hem de gezmiş olmuştum. Adeta geze geze gitmiştim. Örneğin, ilk kez Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nden de geçmiştim. Ayrıca Sakarya’daki İlhan Tan Dinlenme Tesisleri’nde sucuklu ve patatesli katmer diye daha önceden yemediğim bir lezzet tatmıştım.
Bu arada öğrencilerden lafı açılmışken Eskişehir’in tam bir öğrenci şehri olduğunu söyleyebilirim. Her yerde gençler vardı. Örneğin başka şehirlerde banklarda yaşlılar çok oturuyor ya. Tabii ki kızmayın, buna bir şey demiyorum. Tabii ki emekliler, gezecekler. Ama etrafta cıvıl cıvıl, yer yer gitar çalıp birlikte şarkı söyleyen gençler görünce insanın içi açılıyor. Yıllar önce kuzenim de Eskişehir’de üniversite okumuştu. Kaldığı evi ziyaret etmiştik. Nurgül Yeşilçay bile öğrenciymiş onun döneminde… Ben şanslıydım okullar konusunda. Sadece askerlikte şehir dışına çıkmıştım. O da acemilik Kütahya, ustalık ise Balıkesir Erdek’ti. Onun dışında ilkokuldan üniversiteye kadar hep Bahçelievler, Florya, Ataköy, Şirinevler civarlarında; eve yakın yerlerde okudum ama şehir dışında okusaydım Eskişehir, Çanakkale veya İzmir olmasını isterdim herhalde. Bu satırları İzmir’de yazarken diyebilirim ki bu 3 şehirdeki gençler bana kendi gençliğimi hatırlatıyor. Taksim, Kadıköy, Beşiktaş gibi gençken gezdiğim mekanları anımsıyorum. Bu semtler Arabistan’a henüz dönmemişti bizim zamanımızda… Gençlik kokan, marjinal insanların takıldığı yerlerdi. Zamanda yolculuk gibi bu şehirlere gittiğimde gençliğime ışınlanıyorum diyebilirim.
Bu yazımı geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz VIP Şefimiz Neşe Canan Ateş, Tommy Lee Jones’in kızı Victoria Jones, Moda tasarımcısı Valentino Garavani,Yeşilçam sanatçıları Haldun Dormen – Necdet Kökeş, Rapçi John Forté, Şarkıcılar Seha Okuş – Fatih Ürek (kendisiyle Doğan TV Center’ın arkasında birlikte araç beklemişliğimiz var) – Bob Weir, Müzisyen Bahadır Sağbaş, Emine Yenge, Hollywood Yıldızı Catherine Anne O’Hara, sosyal medya fenomenleri Lula Lahfah – Ko Tin Zaw Htwe – Ivonne Enriquez Ramirez – Sara Bennett – Jordy Glassner – Isaac Efraín Chakin Valadez – Esther Thomas – Isabel Veloso – Aoi Fujino, İngiliz güzeli Eleisha Skinner, Whyte Folkz adıyla bilinen rapçi Jimmy McMahan, Yönetmen Béla Tarr ve Karikatürist Scott Adams’a adıyorum.
Article Categories:
Seyahat
Likes:
0 
