Immortal (2013)

15-16 MART 2013 CUMA/CUMARTESİ: Evet, bilgisayarda yazdığım günlük yazılarımda bahsettiğim konser, festival, parti, gala gibi özel organizasyonları konu edinirken genelde tek gün yaşamış olurum olanları… Sadece Rock’n Coke, Trend Show gibi birkaç gün süren festivallerde birden fazla gün deneyim edinmiş olurum yazıya döktüğüm yaşadıklarımı… Bu sefer de tıpkı festival gibi birden fazla gün yaşadığım maceralarımı yazmak durumundayım. Çünkü normalde tek gün gidecektim, fakat talih bana güldü ve zaten 16 Mart 2013 Cumartesi günkü saat 16:00 seansındaki Immortal gösterisi için 2. kategoriden bilet almama rağmen öylesine katıldığım Hürriyet Gazetesi’nin Immortal yarışmasında 20 kişi arasına girmiştim. Hem de 1. kategoriden davetiye geldi bana… Böylece 2 gün üst üste efsanevi gösteriyi izleme şansına eriştim. Bu yüzden iki günde ayrı ayrı izlenim yazmaktansa hem Cumartesi günü için, hem de bedava bilet kazandığım Cuma akşamı 20:00 seansı için ortak kritik yazmaya karar verdim. Bir de çok ilginç bir olay oldu. Immortal gösterisi için biletler Biletix’te genel olarak satışa çıkar çıkmaz satın aldığımda Biletix biletlerinin dizaynı henüz değişmemişti. Yani bildiğimiz klasik, sarı bilete basmışlardı biletimi… Fakat kısa bir süre sonra beyaz zemin üzerine rengarenk logolu yeni Biletix dizaynı yapmışlardı. Bileti sonradan alan arkadaşlarımın bilet ile çektirdikleri fotoğrafta görmüştüm. Hatta ilk Nihal’in profilinde görüp de “Aaa neden senin biletin değişik?” diye yorum attığımı hatırlıyorum. İşte öyle öğrenmiştim bilet dizaynının değiştiğini… Ve 9 Şubat 2013’te kazananlar Hürriyet’in web sitesinde açıklanıp da bana Gamze’nin 3 gün sonra (12 Şubat) haber vermesiyle öğrenmiştim. Tabii ki de bilet kargo yolu ile 28 Şubat’ta elime geçtiğinde gördüm ki yeni karta basmışlar. Böylece aynı show’a 2 farklı bilet dizaynı ile gitmiş oldum. Tam geçiş dönemi gibi bir şey oldu bu show… Yıllarca konserlere, partilere falan sarı biletle gitmiştim. Gelecekte ise beyaz zeminli, renkli logolu biletler ile gideceğim kısmetse… Biletler ilk elime geçtiğinde fotoğraf çektirmiştim.

MJTIWT_OSA-IMAGES_15

Bir de çok ilginç bir tesadüften bahsetmek istiyorum. Ödülü Şubat’ta kazandığım için Hürriyet’in bu hediyesini doğum günü hediyesi olarak kabul etmiştim. Halbuki ne kazandığımın açıklandığı tarih doğum günüm olan 22 Şubat’ı gösteriyordu, ne bunu öğrendiğim tarih, ne de bileti kargo zarfında yatağımın üstünde (annemler almış da ben işteyken) bulduğu tarih… Fakat bilet doğum günüm olan 22 Şubat’ta basılmış. Üzerinde “Düzenlenme tarihi: 22.02.13” diye yazıyor, oradan gördüm. Doğum günüme cuk oturdu. Aynı tarihte, yani doğum günümde Cirque du Soleil’in Immortal turnesi bittikten sonraki yeni projesi “One” kamuoyuna açıklanmıştı. Aynı tesadüf geçen sene Madonna konseri biletimde de yaşanmıştı. Hatırlarsanız Doritos’un ön satışı 22 Şubat 2012’de başlamıştı ve tabii ki ben hemen doğum günüm olan o gün sipariş etmiştim. Bu durumda haftalar, hatta belki de birkaç ay sonra Madonna biletimi bastırdığımda biletin üzerinde düzenlenme tarihi olarak 22.02.12 yazdığını görüp çok sevindim. Her ne kadar Popun Kralı’nın kendisini görme şansını elde etmesem de hem onun resmi bir turnesinin hatırasının, hem de Popun Kraliçesi’nin kendisini gördüğüm MDNA turnesinin hatırasının üzerinde benim doğum günüm yazıyor! 365 gün 6 saatte bir ihtimal bu!.. 🙂

DSC07057
Tıpkı 2012 yılındaki Bad 25 çılgınlığı gibi 2013’te de Immortal çılgınlığı yaşanıyor Türkiye’de… Aslında Immortal turnesi 2011 yılında başlamıştı ve albümü de o yıl çıkmıştı ama Türkiye’de Immortal çılgınlığının yaşanması için demek ki Cirque du Soleil’in bu kez Michael Jackson konsepti ile İstanbul’a dönmesi gerekiyormuş. Hatta 2011 yılında Pongr adlı web sitenin Immortal yarışmasına katılmıştım. Kazanan Los Angeles’ta Immortal turnesini izleyecekti. Fakat Hürriyet’in yarışması gibi “Soruyu bil, bilmemkaçıncı sırada ol” gibi bir format değildi. Pongr sitesine elimizde bir Immortal ürünü varken fotoğrafımızı koymamız gerekiyordu. Bu siteye 2011 yılında çektirdiğim 2 adet fotoğraf ile katılmıştım. Birisi Saphirre Alışveriş Merkezi’ndeki Michael Jackson balmumu heykelinin yanında Immortal CD’si ile çektirdiğim fotoğrafım; diğeri ise 2011 yılında 4 kez göründüğüm, tüm dünyadaki müzik kanallarında eskisi kadar sık olmasa da hala yayınlanan ve uzun yıllar da yayınlanmaya devam edeceğini düşündüğüm resmi “Behind The Mask” klibi odamdaki televizyonumda ekrandayken; Türk bayrağı ve “Michael” albümünün afişiyle ben tam ekran görünürken dondurup kendimi önünde elimde bu kez “Immortal” CD’si ile çektiğim fotoğrafımdı… Her ne kadar bu yarışmayı kaybetsem de son bahsettiğim fotoğraf bir ara o kadar çok beğeni almıştı ki birinci sıraya yerleşmişti. Ben de hemen hatıra olarak Pongr sitesinin ana sayfasında fotoğrafımın yayınlanmış halini print screen yapıp bastırmıştım. Kısmet 2013’eymiş. Ben oralara gidemedim ama onlar İstanbul’a geldiler. Üstelik bu kez yarışma kazandım. Tabii ki demin de bahsettiğim gibi zaten biletler satışa çıkar çıkmaz kendime almıştım. Allah’tan bilet kazandım, yoksa kendi aldığım biletimi Garanti Bonus Card’ım ile almama rağmen sonradan Bonus Card’lılara %20 indirim yapmaya karar vermeleri içime oturacaktı. Çünkü gerçek fanatik Michael Jackson hayranları biletler çıkar çıkmaz satın aldıklarında böyle bir indirim yoktu. O yüzden Cumartesi günkü gösteri için 192,50 TL vermeme rağmen Cuma günkü gösteri için kendim alsam bana en az 245,25 TL’ye mal olabilecek bilete 0 TL verdiğim için kendimi şanslı hissediyorum ve Hürriyet Gazetesi’ne bir kez daha teşekkür ediyorum.
Neyse, Immortal çılgınlığı konusuna geri dönelim. 2012 yılında her yerde Pepsi’nin Bad 25 afişleri vardı. Pepsi kutularının üzerinde, reklamlarda falan Michael Jackson vardı. Bu sene ise her yerde karşımıza Immortal afişleri, reklamları çıkmaya başladı. Örneğin Blue Jean dergisi bu ay Immortal afişini hediye etti. Aylardır her yerde Immortal billboard’ları vardı. Metro duraklarında, metrobüs duraklarında, havalimanı’nda, E-5 karayolunda, köprülerde, duvarlarda, hatta telefon kulübelerinin yanında irili ufaklı Immortal afişleri vardı. En çok etkilendiğim tabii ki köprü boyunca asılan dev Immortal afişi olmuştu. Gazetelerde tam sayfa ya da yarım sayfa Immortal ilanları veriliyordu. Dergilerde de gösteriyle ilgili haberler bulunuyordu. İnternet siteleri de cabası…

DSCF1547

Daha geçen hafta (yani 9 Mart 2013 Cumartesi günü) arkadaşım Mert’le James Franco’nun 3 boyutlu “Oz The Great And Powerful” (Muhteşem ve Kudretli Oz) filmine gittiğimde filmden önce Immortal turnesinin reklamını dev sinema perdesinden vermişlerdi ve çok sevinmiştim. Çünkü Michael Jackson’ı sinema perdesinde gördüğüm zamanlar çok nadirdir. Sinemada Michael Jackson’ın rol aldığı filmlerden sadece “This Is It” ve “Men In Black 2”yu dev perdede izlemiştim. Bir de 1995 ya da 1996 yılında izlediğim bir filmin 10 dakikalık arasında Michael Jackson’ın “Childhood” klibini göstermişlerdi ve tıpkı geçen haftaki gibi o zaman da çok sevinmiştim. Hem de haftaya Immortal turnesini canlı görecek olmam nedeniyle heyecanlanmıştım. İşin ilginç yanı da Oz Büyücüsü’nün 1978 yılındaki yeniden çevriminde Michael Jackson da korkuluk rolünü oynuyordu. 1939 yılında “The Wizard Of Oz” adıyla çekilen ve artık bir klasik olan filmin 1978 yılında Diana Ross’la beraber sırf zencilerden oluşan bir versiyonunu yapmıştı Popun Kralı… Ve kaderin bir cilvesi olarak filmin çekimlerinde Quincy Jones ile tanışmıştı. İkili beraber Michael Jackson’ı Popun Kralı yapan “Off The Wall”, “Thriller” ve “Bad” albümlerine imza atmışlardı. Küçükken televizyon kanallarında gösterildiğinde izlediğim filmin orijinal kopyasını ancak 2011’de Viyana’da bulabilmiştim Türkiye’de satılmadığı için… Ayrıca soundtrack albümünü de 2009 yılında plak formatında bulmuştum. Fakat filmdeki “You Can’t Win” ve “Ease On Down The Road” adındaki şarkılara orijinal CD formatında 2004 yılında “The Ultimate Collection” box-set’i ile sahip olduğumu da eklemek istiyorum. İlginç bir detay daha dikkatimi çekti. Diana Ross “The Wiz” filminin afişinde tıpkı Michael Jackson’ın “Moonwalker” ve “This is it” filmlerindeki gibi kollarını yukarı kaldırıyor. Ve bu filmin 2013’teki yeniden çevrimini (bu sefer hikayenin başına dönmüşler, aslanı, Oscar Diggs’i, iyi ve kötü cadıları ve korkuluk karakterinin arkadaşlarını James Franco’nun versiyonunda kısa ya da uzun olarak gördük ama herhalde Dorothy, köpeği ve teneke adam devamında yer alacak) sinemada izlediğimde bir sonraki hafta izleyeceğim Immortal gösterisinin reklamını filmden önce görmem kaderin bir cilvesi olsa gerek… Ama albüm kapağında Michael, kollarını yukarı kaldırmak yerine yanlara doğru açaraktan o poza yaklaşıyor. 2011 yılında Safir Alışveriş Merkezi’ndeki Michael Jackson mumyasını görmeye gittiğimde bile yanıma aldığım Immortal CD’sini o kadar çok beğenmiştim ki, herhalde MP3 Player’ımda en çok dinlediğim albüm bile olmuş olabilir. Çok güzel efektler eklemişler remix’lerde…

oz-the-great-and-powerful-banner-poster

Gösteriden bahsetmeden evvel, günlük olarak yazmakta olduğum izlenimlerimi Milliyet’teki blog’uma ve web sitem www.tst.gen.tr ‘de de yayınlayacağım için nasıl Michael Jackson hayranı olduğumdan bahsetmek istiyorum. Çünkü yıllardır Michael Jackson hayranı olsun, olmasın; herkes nasıl MJ Fan olduğumu merak ediyor. Aslında sosyal medyadaki mesajlar olsun, yöneticilerinden biri olduğum MjTurkLover başta olmak üzere forumlar olsun ya da yüz yüze olsun; bu hikayemden bahsetmekten bıkmadım galiba ama aynı şeyleri tekrar tekrar yazacağıma Immortal linkimi vererekten “İşte bu adreste bahsettim, oradan oku” dermiş gibi kolaya kaçmaya karar verdim. 😀 Şaka bir yana, zaten ne zaman bir konsere gitsem o şarkıcı ya da grupla ilgili çocukluk anılarımı da yazmadan edemiyorum. Hiçbir zaman gerçekten kendisinin olduğu bir Michael Jackson konserine gidemeyeceğime göre neden kendisi olmasa da resmi bir turnesinde bundan bahsetmeyeyim, değil mi ama? Aslında Thriller döneminde de Michael’ı tanıyormuşum, daha doğrusu Thriller klibi çıktığında korkup ağlıyormuşum ama o zamanlar bir kaç yaşında, belki de bebek olduğum için hatırlamıyorum. Asıl tanışmam 1987 yılında “Bad” ile oldu. Aklım başım yerindeyken Michael Jackson’la ilgili ilk görüntüyü Güneş Gazetesi’nin verdiği Bad posteri ile hatırlıyorum. O meşhur Bad pozu ilgimi çekmişti. Daha önce öyle ilginç bir adam görmemiştim. Fotoğrafta gözlerini dikip bakması beni hafif ürkütmüştü. “Baba bu kim?” diye sormuştum. O da “Michael Jackson. Hani sen küçükken klibini görünce korkup ağlıyordun ya? İşte o” diye cevap vermişti. Aslında Bad çıktığında 6 yaşındaydım ve yine hafif korkmuştum bakışlarından. Thriller klibini unutmama rağmen bilinçaltıma yansımış olmalı. Fakat Sezen Cumhur Önal’ın hazırlayıp sunduğu “Müzik Yelpazesi” programında Bad klibini gördüğümde çok hoşuma gitmişti. Dansları, sesi, tempolu şarkısı falan… Hiç böyle bir şey görmemiştim hayatımda… Hala göremedim diyebilirim. Daha sonra danslarını filan taklit etmeye çalışmaya başladım. Hatta havalandırma kapağı koparma sahnesini bizim salondaki büfenin kafesi üzerinde deneyip taklit ederken yanlışlıkla gerçekten koparmıştım. Annemler de kızmıştı. Teyzemler de vardı. Aslında amacım sadece koparır gibi yapmaktı ama acayip gaza gelmişim demek ki… O zamanlar Samantha Fox ve Madonna hayranıydım. Bende sadece 1 Samantha Fox, 2 de Madonna kaseti vardı. Fakat idolüm Michael Jackson’dı. Teyzemin kızı ve oğlu Michael Jackson fanatiği olmuştu. Artık 1988 yılındaydık. Kuzenlerime gittiğimde “Moonwalker” betamax’ını açardık, bu sırada da beynime MJ korkusu yerine sevgisi aşılanıyordu. Tekrar izlemek için teyzGUNES-GAZETESI-MICHAEL-JACKSON-POSTER-ALBUM__60591511_0_zps740dcb2femlere gitmeyi iple çekiyordum. 90’lı yılların başlarında kuzenlerim pop müziği bırakıp metalci olmuşlardı. Ben ise 1991 yılında “Dangerous” çıktığında Michael Jackson fanatiği olmaya karar vermiştim, ki zaten 1987 yılından beri farkında olmadan hayranıydım. Star’da dünya ile aynı anda ilk kez “Black Or White” yayınlanmıştı. Hemen gidip ilk MJ kasetim “Dangerous”ı almıştım. İlk aldığım MJ materyali ise 1988 yılında ya İzmir, ya da Aydın’dan aldığım Bad turnesi kartpostalıydı. 1995 yılında diğer Michael Jackson hayranlarıyla mektuplaşmaya başladım. 1996 yılında klipler yapmaya başladım. 1999 yılında web sitemi açtım ve bu sefer mektup yerine internet üzerinden diğer MJ Fan’larla mesajlaşmaya başladım. 2003 yılında ise onlarla buluşmaya başladım. Gerçek arkadaşlarım oldular. Gerisini biliyorsunuz zaten… Yani öyle olmalısınız. 😀 En azından kendi biyografi belgesellerimde bahsettim. Güneş Gazetesi’nin o posteri bende yok, çok küçük yaşta olduğum ve MJ Fan olacağım ihtimalini düşünemediğim için arşivlemeyi akıl edememişim. Ama çok yakın bir zamanda internette o posterin fotoğrafını bulmuştum ve kaydetmiştim.

Neyse, sadete gelelim artık. Daha önce Jennifer Lopez’in konserini seyrettiğim Fenerbahçe Ülker Sports Arena’ya tekrar gelmeyi pek ummuyordum. Her ne kadar Jennifer Lopez kritiğimden sonra Anadolu Yakası’nda oturan arkadaşlar Ataşehir’i şehir merkezinin dışında gösterdiğim için “Ama orası da bize yakın” diye tepki gösterseler de gitmek istediğim konserlerin burada olmasını istemiyordum. Gerçi bugünküne pek konser denemezdi. Aslında konser de denilebilirdi; Michael Jackson’la çalışmış ya da çalışmamış orkestra elemanları bazen canlı çalıyorlardı (ki bazılarını Michael Jackson’ın kendi konserlerinden tanıdığımız için ayrı bir yazı konusu onlar… Örneğin klibinde çıktığım Michael Jackson’ın “Behind The Mask” şarkısını 1985 yılında kendi de seslendiren Greg Phillinganes bile vardı) ama play-back doğal olarak Michael aramızda olmadığı için daha çok vardı. Cirque du Soleil işin içinde olduğu için; oradan oraya atlayan adamlar, uçan yaratıklar, lastik vücutlar, akrobatik hareketler falan olduğu için sirk gösterisi de denilebilir ama tek başına yeterli değil. Müzikal de denebilir, çünkü daha önce gittiğim Grease, Todes gibi müzikallerdeki tadı aldım ama daha fazlası olduğu için bu da basit gelir. En iyisi ben gösteri, etkinlik, turne gibi şeyler diyerek geçiştireyim. Laf lafı açtı, söylemek istediğim şeyden saptım. Jennifer Lopez kritiğimde “Niye böyle merkezi olmayan, Allah’ın bile unuttuğu bir yerde böyle dev bir konseri yapıyorlar ki? Hayatımda Ataşehir’e yolum düşmemişti. Umarım bir daha da düşmez. Güzel konser olursa düşsün yine tabii ki…” diye yazmışım. Sanki “Büyük konuşmayayım, yine yolum düşer falan” diye düşünüp hissetmişim gibi olmuş. Jennifer Lopez bile Ataşehir’i çok sevip ev aldı, bir ben sevemedim. Gerçi o sitenin reklamında da oynadığı için işin içinde duygusal (!) bir hediye olduğu düşüncesi geliyor ya neyse. Gerçekten Jennifer Lopez’in bir gün İstanbul’a yerleşeceğini düşünüp ona komşu olmak için oradan ev alanlar düşünsün artık. YinDSC_0030e mi büyük konuştum acaba? 😀

Ulaşımından da bahsedeyim. Her iki gidişimde de Jennifer Lopez konserine gittiğim yolu izledim ama dönüşler farklı oldu. Aklınızda bulunsun “Cuma günkü gösteride şu oldu, Cumartesi günkünde bu oldu” diye açık açık da yazabilirim ya da yazmayabilirim ama eğer Can Köymen’in adı geçiyorsa bilin ki 15 Mart 2013 Cuma günkünden, Simena’dan bahsediyorsam 16 Mart 2013 Cumartesi günkü gösteriden bahsediyorum demektir. Çünkü Cuma günkünü Can ile, Cumartesi günkünü ise Simena ile yan yana oturarak izledim. Dönüşlerde de yola onlarla çıktım haliyle. Can ile dönerken önce taksiye binip Söğütlüçeşme’deki metrobüs durağında indik. Evet, taksi bizi aldı. Jennifer Lopez konseri kritiğimi okuyanlar ya da Ataşehir’de herhangi bir etkinliğe gidenler için şaşırtıcı ama gerçek. Çünkü Can’ın annesinin kuzeni ve bir akrabası da gelmişti, onlar ayarlamayı başardı taksiyi. Onlar kendi evlerinde indiler. Biz metrobüs durağına kadar gittik. Sonra Can, Mecidiyeköy’de inip bir arkadaşına gitti, bense evimin olduğu durakta indim. Simena’yla ise 8A otobüsüne bindik. Onun Sabiha Gökçen Havalimanı’na gidip uçağa yetişmesi gerekiyordu, oraya gidebileceği bir durakta indi, bense yine Söğütlüçeşme’de inip aynı metrobüs yolunu seçtim. Aslında biraz daha erken olsaydı tıpkı Kadıköy’e geçtiğim gibi deniz otobüsüyle Bakırköy’e gidip orada minibüse binecektim. Deniz yolunu daha çok sevmiştim ama o saatlerde sefer kalmamıştır diye düşünerek metrobüse sadık kaldım. Evet, gösteri mekanına giderken yolum Kadıköy’den geçmişti. Kadıköy’ü gezmeden yapamamıştım. Seyhan Müzik’te Barış Manço resmi hoşuma gitti. 8A otobüsünde de Barış Manço durağı vardı. Amerika’nın Barış Manço’su olan Michael Jackson’ın ise yine her yerde Immortal afişleri vardı. Daha Çarşamba günü metro durağında dev Immortal billboard’u ile fotoğraf çektirmiştim. Bir de Kadıköy’de bir çiçekçinin duvarında Immortal afişini görünce çekmeden yapamadım. Çünkü aynısı bizim Ömür Plaza’nın orada da vardı. Aynı tarz çiçekçi ve aynı boyutta afiş… Ama bizim Ömür Plaza’daki Immortal afişi döne döne artık yırtılmıştı. Bir iki gün önce parçalanmış halini gördüğümde “Artık etkinliğin gerçekleşme zamanı gelmiş” diye düşündüm. Hayır, sandığınız gibi apaçiler, hanzolar, vandalistler yırtmamıştı. Çünkü cam olduğu için bu imkansızdı. Makine parçalamış olmalıydı.

DSC_0004

Konser alanına geldiğimde ise daha farklı formatlarda Immortal afişleri gördüm. Televizyon ekranı gibi olan panoda, irili ufaklı her yerde Immortal afişleri… Epey büyük iki tane vardı. Biri Cuma günü girdiğim V.I.P. girişindeydi, diğeri ise Cumartesi günü girdiğim tribün girişindeydi. İki gün üst üste farklı kapılardan girip ikisiyle de çektirdiğim için kendimi şanslı hissettim. V.I.P. girişindekinin önünde etkinliğe gelen ünlülerin fotoğraflarını çekiyorlardı. Tribün girişindeki ise Migros’un Money Club kartının standıydı. Hatta beni Simena ile orada fotoğraf çektirirken kostümlü falan görünce hemen kamera ve mikrofona sarıldılar. Neye uğradığımı şaşırdım ve benimle röportaj yapmak istediler. Kabul ettim. Yazımın başında da “Hep ne zaman MJ Fan olduğumu soruyorlar” diye yazmıştım ya? İşte onu sordular. 6 yaşında dinlemeye başladığımı söyledim. Ayrıntıya girmedim, yoksa girsem uzun sürerdi. Kendim de eskiden muhabirlik yaptığım için kısa konuşulması gerektiğini biliyorum. Hangi şarkısının favorim olduğunu sordular. “Who Is It?” dedim. “Hatta Behind The Mask klibinde bile çıktım” dediğimde nasıl bir duygu olduğunu sordular, “Güzel” dedim. Web sitelerinde yayınlanacakmış. Bu yazıyı yazarken henüz yayınlanmamıştı. Çünkü Pazar günü de Immortal var. 3 gün boyunca toplam 5 gösteri yapılmakta… Ben bu satırları yazarken bile Immortal izleyen arkadaşlarım var. Belki oradan da görüntü toplayıp öyle montaj yapacaklar. 2009 yılında This is it galasında da NTV benimle röportaj yapmıştı hatırlarsanız… Simena ve Gökhan gibi bunu duyanlar “Aaa tam adamıyla röportaj yapmışlar” dediler. 😀 Neyse ki asla hayatımda “Benimle röportaj yapın” diye atlamadım. Yoksa kanal kanal dolaşabilirdim. Yalnızca yıllar evvel, 2008 yılında falan sanırım, Beyaz Show’a önce çağırıp sonra vazgeçmeleri içimde kalmıştır. Bir klibimi (D.S. olabilir) görmüşler internette, sonra bana mesaj atıp aramamı söylediler. Ben de o sırada Kanal D binasında çalışıyordum. Hakikaten telefon Beyaz Show’a aitti. Binadaki telefonlar hep aynı başlıyordu. Hemen aradım. Beni programa çıkarmak istediklerini söylediler. O zamanlar “Piknik Tube” diye sosyal medyadan, video paylaşım sitelerinden insanları çağırdıkları bir köşe vardı. Telefonda konuştuktan 2 dakika sonra onların katına çıkmıştım. Beni görünce şaşırmışlardı. Sanki ışınlanmış gibi yanlarındaydım. Spor servisinde çalıştığımı söylediğimde vazgeçtiler sanırım. Aynı bünyeden zaten televizyoncu olan, montaj kendi yaptığı işlerden biri olan birini çıkarmaları pek doğru olmayabilirdi. Halktan, farklı sektörden biri olsaydım onlara daha cazip gelirdi. Ama 3 yıldır farklı sektörde çalışıyorum. He he. 🙂 Neyse, bir de girişte seyyar satıcılar Michael Jackson atkıları ve bandanaları satıyorlardı. Bandana dandikti. Stevie Wonder konserinde de böyle bir bandana almıştım ve yapış yapış olmuştu yazı. Ama atkıyı çok beğendim. Michael Jackson resimleri de vardı. “Efsane star” yazan atkıyı hemen satın aldım tabii ki. Takım taraftarı atkısı gibiydi.
İçeri girdiğimizde rahatlamıştık. İlk günü çantamı Can’a bırakıp tuvalete giderken yolda Erol Köse’yi gördüm. Hızlı hızlı yürüyordum. Beni görünce duraksadı. Fötr şapkam, Michael Jackson t-shirt’üm, resmi “Behind The Mask” klibinde de giydiğim “Smooth Criminal” ceketim falan vardı üzerimde. İlginç geldim ona herhalde. Baştan aşağı inceledi. Hatta duraksadı. Sanki telefonuna davranacakmış gibi bir izlenim oldu bende. “Eyvah, şimdi bu benim de fotoğrafımı Twitter’a koyup çekiştirmesin?” diye korkup hızlıca kaçtım. 😀 Yerlerimden bahsetmek istiyorum ayrıca. İlk günü hediye olan 1. kategori biletiyle saha içi 2 blok E6’da oturuyordum. Tesadüf bu ya? Can’ın yeri de benim yanım olan E7 olmasın mı? Onun da bir arkadaşına hediye çıkmış, o da Can’a hediye etmiş. 20 kazanan arasında ikimizin yan yana denk düşmesi büyük bir şans. Binlerce katılımcı olduğunu da hesaba katarsak çok büyük tesadüf! Aklıma da gelmişti: “Bir de yan yana otururmuşuz” diye içimden düşünmüştüm. 🙂 Sahnenin en önünden 5. sıradaydık. 4 sıra önümüzde en ön sırada oturanların birisi Kenan İmirzalıoğlu’ydu. Kenan’ı gördük ama görmediğimiz daha bir sürü ünlü katılmış. Önder “Sertab Erener, Azra Akın ve Suat Ateşdağlı da oradaymış” diye bizi aradığında Can “Biz onları görmedik ama onlar bizi görmüştür” diye espri yaptı. Neden bu espriyi yaptığını devre arasını okurken anlayacaksınız. 🙂 Ayrıca bomba bir ünlüyle, bir efsaneyle fotoğraf çektirdim. Kim olduğunu ilerleyen satırlarda okuyacaksınız. Arkadaşım Mert ise Tarkan’ın geldiğini söyledi. Bir haberde görmüş. “Aliye” dizisinde oynayan ünlü oyuncu Barış Falay’a da tuvalette rastladım. Önder bir de Ozan Güven, Cansu Dere, Berrak Tüzünataç,Yiğit Özşener, Zuhal Topal, Murat Yıldırım, Sarp Akkaya, Göksel Kortay, Hamdi Alkan, Sıla ve Canan Yaka’nın geldiğini okumuş. Bir de paparazziler bazı ünlüleri çekiyorlardı ama son zamanlarda “Seksenler” dışında bir dizi izlemediğim için hiçbir yeni dizi oyuncusunu, yeni mankenleri falan tanımıyorum. Müzik kültürüm olsa da magazin kültürüm yok artık. Hatta bazen yeni çıkmış yeniyetme şarkıcı ve grupları bile tanıyamıyorum. Bu arada daha hiç haber okumadım. Kaynağım tamamen kendi kafam ve arkadaşlarımın demeçleri şu anda… Cumartesi günkü kendi aldığım 2. kategori biletim ise 104. blok, A3 koltuğuydu. 2. kategorinin birinci sırasıydı. Yanımdaki 1 ve 2 numara boştu. Bu yüzden sahipleri gelir diye önce bekledim, sonra gösterinin ortalarında benimle aynı sırada A14 koltuğunda oturan Simena’ya SMS atarak yanıma çağırdım. Yanındaki çocuklu ailelerden sıkılmış zaten. Yanıma geldi. Daha eğlenceli oldu beraber izleyince… Hatta seçtiğim yeri de çok beğendi. “İyi ki seni dinleyip bu bloktan almışım” dedi. Jennifer Lopez konserinde o tribüne gözümü dikip Mert’e “Keşke şuradan alsaydık, hem bizden daha ucuza aldılar. Hem de sahneye daha yakınlar. Daha rahat görüyorlar” demiştim. Ve Immortal’ın burada olacağı açıklanınca aklıma koyduğumu yaptım. 2. kategorinin hepsi bu kadar yakın değildi sahneye. Tam ortadan görmek isteyenler bize göre uzaktı. Can’a Cuma günü “Yarın işte buradan izleyeceğim” dediğimde “Yine iyi yerde izleyeceksin” demişti. Simena’ya da Cumartesi günü 1. kategoridekileri gösterip “Şimdi buradakilerden bizim farkımız ne?” diye sorduğumda “Daha bile iyi görüyoruz. Yüksekteyiz. Onlar yukarı bakıyorlar sürekli. Boyunları tutuluyordur” dedi. Hatta samimiyetle söylüyorum, hem 1. kategori, hem de 2. kategoride izleyen birisi olarak diyebilirim ki sanki 2. kategorideki yerim daha iyiydi. Sahneyi daha rahat gördüm. Karanlıkta dönen dolapları bile fark ettim. Sahneyi nasıl değiştirdiklerini yakaladım falan. Hatta Smooth Criminal’ı ilk gün izlediğimde hakikaten öne eğilme hareketinde topuklarından ateş çıktığını sanmıştım ama 2. gün fark ettim ki ateş efekti ekrandan gösterilmiş. Yandan görüyorduk ama bizimle aynı kategoride olup da karşıda izleyenlerden ve arkamızdakilerden bir hayli yakındık sahneye. Birisi İzmir’den, diğeri Antalya’dan arkadaşım… Şehir dışında yaşadıkları için özlediğim arkadaşlarımla bu iki gösteriyi yan yana izlemek çok güzel oldu.
Kaç sayfa yazdım ama hala gösteriye gelemedim. Tahminimce gösteriden bu kadar uzun bahsetmeyeceğim. Çünkü nasıl olsa Immortal DVD’si mutlaka ilerleyen aylarda ya da yıllarda çıkar. (Benim 4 kez göründüğüm “Behind The Mask” klibi, “Hollywood Tonight”, “Tony Moran’s HIStory Lesson” ve “Hold My Hand” gibi “Michael Jackson’s Vision” DVD’sinde yer almayan kliplerin de DVD extralarında yayınlanması gibi bir hayalim var ama bu biraz imkansız gibi görünüyor. Bu klipleri eklerlerse başka DVD’ye eklerler ama ne gibi bir bahane bulacaklar ki? En önemlileri, yani Michael Jackson’ın bizzat oynadıkları zaten Vision’da…) Yani yıllarca bu turnenin ayrıntılarını zaten DVD’den izleriz. Yani “Şarkı sözü böyleyken bu çıktı, o şarkıda o bunu yaptı” gibi her şeyi yazmak gereksiz. Ama kendi yaşadıklarım önemli, çünkü bunlar unutulabilecek, yıllar sonra hayal meyal hatırlanabilecek şeyler… Fakat ne zaman daha önceden yazdığım bir konser kritiğimi okusam tamamen anılarımı unuttuğum halde okurken hatırlıyorum “Aaa hakikaten böyle bir şey olmuştu” diye… Hatta bazen bazı şeyler yanlış aklımda kalıyor. Okuyunca “Aaa meğer hatırladığım gibi olmamış. Doğru ya? Böyle olmuştu” diyorum. Ama bir yandan da bahsetmek lazım, çünkü okuyucularımdan “Senin sayende konsere gidemediğim halde bu anları yaşamış gibi oldum” gibi güzel yorumlar alıyorum. Ya da o konsere zaten gidenler “Hatıralarım canlandı senin sayende” diyorlar. Ne kadar güzel iltifatlar bunlar… Konserin play-list’i aynı Immortal albümündeki Deluxe Edition şarkı sıralaması gibi olduğu için o track list’i kopyalamak istiyorum önce:

CD 1:

1. “Workin’ Day and Night”
2. “The Immortal Intro”
3. “Childhood”
4. “Wanna Be Startin’ Somethin'”
5. “Shake Your Body (Down to the Ground)”
6. “Dancing Machine/Blame It on the Boogie”
7. “Ben”
8. “This Place Hotel”
9. “Smooth Criminal”
10. “Dangerous”
11. “The Mime Segment: (I Like) The Way You Love Me/Speed Demon/Another Part of Me”
12. “The Jackson 5 Medley: I Want You Back/ABC/The Love You Save”
13. “Speechless/Human Nature”
14. “Is It Scary/Threatened” feat Rockwell; 50 Cent
15. “Thriller”

CD 2:

1. “You Are Not Alone/I Just Can’t Stop Loving You” feat. Siedah Garrett
2. “Beat It/State of Shock” – The Jacksons and Mick Jagger
3. “Jam” feat Heavy D
4. “Planet Earth/Earth Song”
5. “Scream/Little Susie” feat. Janet Jackson
6. “Gone Too Soon”
7. “They Don’t Care About Us”
8. “Will You Be There”
9. “I’ll Be There”
10. “Immortal Megamix: Can You Feel It/Don’t Stop ‘Til You Get Enough/Billie Jean/Black or White”
11. “Man in the Mirror”
12. “Remember the Time/Bad”

Hatta gösterinin ilk bölümünde 1. CD’dekiler, ikinci bölümünde ise 2. CD’dekiler çaldı. Yalnız sadece çalınan ana şarkılardan ibaret değildi konser. Daha birçok Michael Jackson şarkısından sample’lar vardı. “Why Yoy Wanna Trip On Me”, en çok alkış alanlardan “Privacy”, “Tabloid Junkie”, “Somebody’s Watching Me”, “Monster”, “You Rock My World”, “In the Closet”, “Stranger in Moscow”, “Rockin’ Robin”, “Goin’ Back to Indiana”, “This Is It”, “Hollywood Tonight”, “Ghosts”, “Heal the World” ilk aklıma gelenler… Zaten toplam 42 şarkı çalınıyormuş gösteride… Bir de “Man in the mirror” final şarkısıydı aslında. Bunu da belirtmeden geçemeyeceğim. 2. CD’nin 12. şarkısı ise gösteri bitip bizler dışarı çıkarken kısık sesle çalmıştı. Zaten gösteriden önce de kısık sesle birçok Michael Jackson şarkısı çalmışlardı ısıtmak için…

IMG_20130315_201446

İlk gün en sevdiğim şarkılardan “Working Day And Night” ve “The Immortal Intro”da epey kamera ve fotoğraf çektim. Bu arada belirtmeliyim ki albümü dinlerken “Neden acaba intro’yu girişte kullanmıyorlar da ‘WDAN’ şarkısı ile başlıyor?” diye düşünürdüm ama gösteriyi izleyince anladım ki “Off The Wall”un hiti insanları ısındırmak içindi. Arkada da Off The Wall’u anımsatan duvar vardı. Badana fırçası ile MJJ logosunu oluşturmalarına “Waow!” dedim. Bir yandan da fotoğraf çekmeye devam ediyordum. Fakat zenci ama gözleri çekik, siyah takım elbiseli bir adam omzuma sertçe vurup “Turn it off” diye bağırdı. Zaten etrafta Türk ve Amerikalı security’ler men in black gibi dolaşıp uyarlıyorlardı. Hele o omzuma vuran adam bana ve sonra da Can’a taktı. Ne zaman Instagram’a yüklemek için kaçamak yapsak hemen arkamızda bitiyordu. İkinci gün ise daha şanssızdım. Yine o zenci adamın etrafta dolaşması yetmiyormuş gibi tam karşımda 2 adam sandalyeyi bana çevrilmiş halde oturup çekim yapan var mı diye bekliyorlardı. Ama yine de kaçamaklarla beklentim kadar olmasa da epey çekmişim. Gururla söylüyorum ki web sitem için hazırladığım Immortal gösterisi resimlerinin hepsi bana aittir. Sadece biletleri tutarken çektirdiğim iki fotoğrafımı bir araya getirdiğim resmin arka planını internetten indirmiştim, çünkü zaten o PhotoScape’i yaptığımda henüz gösteriyi izlememiştim. MIB olan adamlar ya YouTube gibi video paylaşım sitelerine ya da Facebook gibi sosyal medyaya koymamamız için yapıyorlardı bunu (yani telif hakkı meselesi) ya da gerçekten sanatçıların konsantrasyonu için yapıyor olabilirlerdi. Çünkü gerçekten zor bir iş yapıyorlar. Oradan oraya atlıyorlar, zıplıyorlar. Kafamın üzerinden bir adam geçiyor mesela. Kafamı kapatıp “Aman! Kafama düşecek!” diyordum. Ya da başka bir adam, bir kadını tavandan fırlatıp son anda ayak bileğinden tutup yüreğimi ağzıma getirebiliyordu. “Ay! Kız gitti! Oh tuttu bari!” diyordum. 😀 “Workin’ Day and Night”ta duvarda Michael Jackson silüeti oluşturduktan sonra çatırdayıp birçok ekrandan Immortal’ın introsunun başlaması tüylerimi diken diken etti. Zaten gösterinin sonuna kadar o tüyler inmedi ya neyse… Benim beynim her iki gösteride de uyuşmuştu. Şapkamı hissetmiyordum. Can’ın ise elleri kızarmıştı. Sadece ses olarak bu intro’yu CD’den dinlerken bile etkileniyordum. Birçok hareket eden dev ekrandan Michael Jackson’ın kliplerinden parçaların aynı anda oynamasıyla daha da etkilendim. Hatta bu introyu kendi kliplerimden bir kolaj yaparak “TST Megamix 6” adlı derlememde kullanmıştım. Childhood’da Michael Jackson’ın evi Neverland’in kapısının üzerindeki heykellerin canlanması da çok etkileyiciydi. Sanıyorum bu “etkilenmek” fiilini yazı boyunca kullanacağım. Childhood’da dev pencereden el sallayan Michael Jackson’ın çocukluğuysa “Human Nature”da yıldızların arkasından uçan çocuk da aynı benim çocukluğuma benziyordu. Bu düşüncemi Can’a söylediğimde “Aaa hakikaten de” dedi. Yıldızlar kadın vücuduna bürünüp tavanda asılı dans da ettiler. Ama bir kadının ışığı bozulmuştu sanırsak… 😀 Bir erkek dansçının da Billie Jean sırasında eldiveni yanmamıştı.
“Childhood” ile tam hüzünlenmiştik ki “Wanna Be Starting Something”in coşkusu bizi kendimize getirdi. Ortalık karnavala döndü. Her iki gittiğim seansta da gösterilerin sonunda en çok alkış alan tek bacaklı dansçının yaptığı akrobatik hareketler bizi oldukça şaşırttı. Bizler iki bacağımızla yapamayız. Alkışı da fazlasıyla hak etti zaten. Engelli birinin de gösteride olması bana “Glee” dizisinin Michael Jackson’a ithaf edilen bölümünü hatırlattı. Sırf o bölüm için DVD setini almış ve diziyi çok beğenmiştim. “Glee” dizisinde tekerlikli sandalyeli bir çocuk da vardı ve gösterilerde danslara bile eşlik ediyordu. Ama tabii ki gerçek hayatta engelli değildi. Bunu da Michael Jackson özel bölümünde hayalinde ayağa kalkıp “Scream”i söylemesinden anlayabiliriz. Zaten o bölümde de “Immortal” gösterisinden bahsediyordu dizi karakterleri… Mesela “Hadi Immortal geliyor, gidelim”, “Ben izleyici olmak istemiyorum, o gösterinin bir parçası olmak istiyorum” falan gibi diyaloglar dönüyordu. İlk bölümde The Jackson 5 ve The Jacksons’ın neşeli şarkıları coşturdu bizi… Özellikle de trenli “Dancing Machine” çok eğlenceliydi. 2 yıl evvel Jermaine Jackson ile tanışıp fotoğraf çektirdiğim aklıma geldi Jackson 5 bölümlerinde… Jermaine Jackson maceramı zaten web siteme koymuştum ama internette küçük bir anım daha oldu The Jacksons ile ilgili… Bundan bahsetmemiştim. Hazır bahane bulmuşken bahsedeyim. 29 Ekim 2012’de Randy Jackson’ın doğum günü vardı. Ben de Twitter’dan doğum gününü kutlamıştım. O da kendi Twitter hesabında benim doğum günü tebrik mesajımı paylaşmıştı. Yani retweet’lemişti. Çok mutlu olmuştum.

michael-and-randy-jackson

“Ben” şarkısında filler, gösterinin maskotu olan Bubbles tiplemesi; yani maymun ve arka plandaki hayvanlar falan benim aklıma muhabbet kuşum Fıstık’ı getirdi. 1995 yılından 2010 yılına kadar beraberdik ve o öldüğünde ona klip yaparken seçtiğim şarkılar Michael Jackson’ın E.T. filmi için E.T. karakterine yazdığı “Someone In The Dark” ve “Ben” filmi için o fareyi düşünerek yazılan “Ben” olmuştu. Benim de Fıstık’la çocuk denecek yaşlarımdan beri dostluğum Michael Jackson’ın bahsettiğim şarkılarının sözlerindeki gibiydi, o yüzden aklıma Fıstık geldi. Hüzünlendim. Arka perdede de farklı olaylar oluyordu zaten. Adeta 3 boyutlu sinema gibiydi ekranlarda olanlar. İnsan nereye bakacağını şaşırıyordu. Dansçılara mı baksın, akrobatik hareket yapan atletlere mi baksın, arka plandaki hareket eden dekorlara ya da ekranlarda gösterilenlere mi baksın; insan bilemiyordu. Bu yüzden “İyi ki 2 kez izlemişim” diyorum. Çünkü her iki gidişimde de gösteri aynı olduğu halde farklı detaylar yakaladım. Daha önce fark etmediğim şeyler gördüm.

IMG_20130315_204715

“This Place Hotel” (yani “Heartbreak Hotel” de diyebiliriz) ile başlayan gangster filmi havasındaki show bizi 1930’lu yıllara götürdü. Arkadaki jenerikte ve şarkılar boyunca devam eden video gösterisinde Michael Jackson’ın “This is it” ve “Moonwalker” filmlerindeki “Smooth Criminal” performansları ve kliplerinden, yine aynı ayarda bir klip olan “You Rock My World” klibinden sahneler gösteriliyordu. “Heartbreak Hotel” demişken, hep bir şey dikkatimi çekmiştir. “Heartbreak Hotel” adında şarkıları bulunan efsanevi sanatçılar hep şüpheli ölümlerle zamansız aramızdan gittiler. Overdose almalarına bariz bir cinayet iddiası verebileceğimiz “Heartbreak Hotel” adında farklı şarkıları bulunan şarkıcıların isimlerini saydığımda siz de bana hak vereceksiniz: Elvis Presley, Michael Jackson ve Whitney Houston… “Smooth Criminal”a bağlandığında anladık ki, Michael Jackson’ın This is it turnesine çıkamadığı için yapamadığı, provalarla sınırlı kalan projelerini “Immortal” hayata geçirerek “ölümsüz”leştirmiş. Zaten bu turne Michael Jackson’ın neden “ölümsüz” olduğunu kanıtlar nitelikteydi. Hani eğer hayatını kaybetmeseydi Michael “This is it” turnesinde silahla perdede “Smooth Criminal” yazacaktı ya? Bu fikri şarkının başında değil ama sonunda yaptılar. Kız perdeyi ateşe verdi ama “Dangerous” yazdı. Çünkü “Dangerous”a bağlanacaktı. Salonda en çok alkış alan şarkılardan birisi başlamıştı. Uzak Doğulu olan kız stipriz borusunda bir yandan cambaz gibi hareketler yaparken, diğer yandan da erotik bir gösteri yapıyordu. Dangerous dansını yapan erkek dansçılar da cinselliği çağrıştıran hareketler yapıyordu kıza karşı… Madonna görse bayılırdı herhalde. 😉

DSC_0035

Gösterinin merakla beklenen bir diğer bölümü 3 boyutlu korku filmi etkisi yaşayacağımız (hatta 5 ya da 8 boyutlu sinemalar var ya, onlardan bile daha çok boyutlu, çünkü gerçek oyuncular canlandırıyor) “Thriller” bölümüydü. “Is It Scary?”, “Ghosts”, “Threatened”, “Monster”, “Thriller”, “Somebody’s Watching Me” gibi horror temalı Michael Jackson şarkılarından sample’lar ya da bölümler yer alan kısımda gösteriye anne ve babalarıyla gelen çocuklar korkuyorlardı. Yarasalar, mumyalar ortalıkta uçuşuyordu. “Is It Scary?” bölümünde dev kitap arasından çıkan lastik vücutlu Uzak Doğulu kız da bayağı başarılıydı. Mezarlar falan adeta görsel bir şölen vardı. Ve 20 dakikalık ara da “Thriller”dan sonra veriliyordu.

DSC_0069

İşte bu 20 dakikalık ara da her iki günde de anılarla dönmemi sağladı. Cuma akşamki arada ünlü tiyatro sanatçısı, efsanevi Haldun Dormen ile karşılaştım tuvalete giderken… Tabii ki böyle bir efsaneyi karşımda görünce fotoğraf çektirmemek delilik olurdu. İsteğimi kırmadı ve Facebook’taki “Ünlülerle beraber” albümümde bir efsane daha oldu. Ayrıca sadece anılarım Haldun Dormen’le sınırlı kalmadı. Hem Cuma, hem Cumartesi günü Immortal dansçıları devre arasında seyircileri coşturmak için geldiler. Birkaç tanesiyle Cuma günü, birkaç tanesiyle ise Cumartesi günü fotoğraf çektirdim. Can’ı da çektim onlarla… Hatta Cumartesi günü Simena benim Michael Jackson bayrağımı gösterdi onlara. Çok beğendiler ve alıp oradan oraya koşturdular. O kadar hızlı koştular ki, fotoğraf çektiğim halde pek belli olmamıştı ama zaten beraber çektirdiğimiz fotoğrafta bayrağı beraber tutuyoruz. Bayrağı gören seyircilerden de büyük alkış kopmuştu. Edip ve İhsan da “Emektar bayrağı tanıdık” diyerek yanıma geldiler. Gözde de seslenmiş ama duymamışım. Zaten 2 gün boyunca epey bir MJ Fan arkadaşı gördüm. Ayaküstü sohbet ettik. Halil, Gökhan, Aysun, Önder, Murat, Ertan, Harun, Cem, Gülşah, Utku ve Çarşamba günü Erdem’in bana emanet ettiği “Leave Me Alone” ile “Wanna Be Startin’ Somethin’” single’larını aracı olup kendisine teslim ettiğim Funda ilk aklıma gelenler… Adaş MJ Fan’ları da var. Aklınıza gelen kişi olmayabilir gördüğüm. Ama görmediğim ve aklıma gelmeyen daha birçok MJ Fan arkadaşımın geldiğini biliyorum. Yarın da gelecek olanlar var.

DSC_0005

Sadece Türk fanlar değil, yabancı Michael Jackson hayranları da geldiler. Japonlar, Araplar, Gürcüler, Avrupalılar falan gördük. Cumartesi günü Gürcistan’dan gelen grup çok coşkuluydu. Ama maalesef herkes öyle değildi. Michael Jackson’la alakası olmayan odunlar vardı. Tabii ki MJ Fan olmayan da gelsin ama örnek göstereyim. Gürcüler şarkılara eşlik edip çığlık atıyorlardı. Benim sesim kısık olduğu için 2. gün eşlik edemedim. Çünkü hasta hasta gelmiştim. Öpüştüğüm, tokalaştığım tüm MJ Fan’lara nezle virüsü bulaştırmış olmalıyım. 😀 1. gün bağıra çağıra o kısık sesle eşlik edince şarkılara iyice sesim gitmişti. Ondan 2. gün eşlik etmekte zorlanmıştım. Ama yanımdaki çift klasik müzik konserine ya da sinemaya geldiklerini sanmış olacaklar ki görevliyi çağırıp “Şu grubu susturun, uyarın. Gürültülerinden izleyemiyoruz” dediler. Kıl kaptım. Görevli de “Ona bir şey yapamayız tabii ki” dedi. Sadece onlar değil, kendilerini bir resitalde falan sanan birçok insan vardı. Ben Michael Jackson hayranı olmayanlar gelmesin demiyorum, aksine gelip ne kadar efsanevi bir sanatçı olduklarını görsünler istiyorum. Hatta Cirque du Soleil’in kendi kitlesi de vardı. Cirque du Soleil’in daha önceki gösterilerine de gelenler vardı. Hatta bir tanesi Cumartesi günkü çıkışta bana “Bilet alsam mı acaba? Tavsiye eder misiniz? Cirque du Soleil’in daha önceki gösterilerine de gitmiştim.” demişti. Ben de “Tabii ki, muhteşemdi. Ben 2 gün üst üste gittim” diyerek gaza getirmiştim. 🙂 Simena yanıma geldiğinde “Pop gösterisine geldiklerini anlamayan odunlar var, sanki klasik müzik konserine gelmişler” diye söylendim ki yanımdaki çift duysun. Bir daha da tepki gösteremediler zaten. Simena nezle olmadığı için baştan sona şarkılara eşlik etti. Ben ise her eşlik etme girişimimde öksürüklerle engellendim. Ses falan kalmamıştı. Çıkmıyordu. Halbuki gittiğim konserlerde, partilerde, festivallerde bağıra çağıra şarkılara eşlik etmeye bayılırım. Michael Jackson’da bunu yapamamam işin nazar boncuğu olsun bari. Zaten kafamda Immortal dansçılarının en az birkaç tanesiyle fotoğraf çektirmek vardı. Kulise girmeyi bile düşünüyordum ama gerek kalmadı. 5 tanesiyle fotoğraf çektirdim bile. Cuma günü önümüzdeki kadın çocuklarınaa ben dansçılarla fotoğraf çektirdikten sonra “Bakın abi de Michael gibi” dedi. Ben de tabii ki hemen “Behind The Mask” klibinde 4 kez görünerek Türkiye’yi temsil ettiğimden bahsettim. Can da yıllar evvel, Michael Jackson yaşarken Carousel, Capacity gibi alışveriş merkezklerinde sahne aldığımız günlerden bahsetti.

DSC_0045

İkinci bölüm “You Are Not Alone / I Just Can’t Stop Loving You / Todo Mi Amor Eres Tu” şarkılarının birleşiminden oluşan duygusal şarkıyla başladı. Beat It ve Bad’in birleşiminden oluşan State Of Shock sample’lı gösteriyle devam etti. En çok merak ettiğim bölümlerden birisi buydu. Çünkü dev Billie Jean eldiveni, dev beyaz çoraplar ve dev siyah ayakkabılarla ne yapacaklarını merak ediyordum. Fotoğraflarda görmüştüm internette… Az önce fotoğraf çektirdiğim dansçıların olması da ayrı bir mutluluk katmıştı gösteriye… Perdede de yine Michael Jackson görünüyordu. Immortal albümünde “Jam” şarkısında basketbol topu sesleri duyuluyordu. Nedenini gösteriyi izleyince anladım. Basketbol topuyla da show yaptılar. Hani “Yetenek Sizsiniz” yarışmasında farklı kategorilerde yarışmacılar katılır ya? Immortal gösterisinde ise her yetenekten bir şeyler vardı. “Earth Song”da yine tüyleri diken diken eden bir gösteri bizi bekliyordu. Adamcağız dünyayı uyarmak istedi ama maalesef her geçen gün kötüye gidiyoruz. Zaten barış, kardeşlik, hayvanseverlik, doğa konularında yaptığı şarkılar birilerinin pek hoşuna gitmemişti. İşlerine gelmemişti. Hümanistliği nedeniyle çok düşman kazanmıştı Michael… Zaten o yüzden iftiralara uğradı ve ardından öldürüldü. “Scream” performansı bana Madonna’nın “Drowned World Tour”daki performanslarını hatırlattı. Can’a bu düşüncemi söylediğimde bana hak verdi. Hemen hangi turne olduğunu bile söyledi.

DSC_0076

“They Don’t Care About Us”ın robot ya da uzaylı kostümlü gösterisi tavan yapılan anlardan birisiydi. Michael Jackson’ın “This is it” turnesinde yapmak istediği performans buna benzeyecekti. Arka plandaki çoğaltılmış ordu bile aynı videoydu. Kostümler de aynıydı. “Allah Allah. Yoksa This is it için hazırlanan kostümleri mi giydiler?” diye düşündüm. Zaten kostümleri This is it’in kostümcülerinin yaptığını duymuştum. “Billie Jean”deki rengarenk ışıklı kostümleri de bana This is it DVD’sinin extra’larında gösterilen Michael Jackson’ın ömrü yetmediği için giyme şansına erişemediği ışıklı kostümünü hatırlattı zaten. Keşke o ışıklar Michael Jackson’ın kendisinin üzerinden geçseydi…

IMG_20130316_165516

Gazetelerde falan Michael Jackson hayranlarının bu gösteri sırasında ağladıkları yazıyordu. Ben koyu bir Michael Jackson hayranı olarak duygulanacağımı biliyordum ama ağlayacağımı hiç düşünmemiştim. Ama ağladım… Hem de öyle hafif göz yaşarması falan değil… Hüngür hüngür ağladım ve o fanların da neden ağladıklarını anladım. “Zaten duygusal şarkıların çoğunu geride bıraktık? Artık başka nerede ağlanır ki?” diye düşünüyordum. Yani kendimi asla ağlamak için şartlandırmamıştım. Zaten timsah gözyaşını hiç becerememişimdir. Fakat ışıklı kalplerle donatılan (hatta bizim yanımıza kadar geldiler, her yerde kalp tutan dansçılar vardı) “Will You Be There” performansından sonlarında hologram tekniğiyle Michael Jackson’ı sahnedeymiş gibi yansıttıklarında kendimi tutamadım ve göz pınarlarım boşaldı. Hologramın gösterildiği şu şiirdeki kısım bana 2009’da televizyondan izlediğim Michael Jackson’ı anma törenini hatırlattı:

In our darkest hour
In my deepest despair
Will you still care?
Will You Be There?
In my trials
And my tribulations
Through our doubts
And frustrations
In my violence
In my turbulence
Through my fear
And my confessions
In my anguish and my pain
Through my joy and my sorrow
In the promise of another tomorrow
I’ll never let you part
For you’re always in my heart

DSC_0077

Can da ağlıyordu. Cumartesi günkünde ağlamadım Allah’tan… Çünkü hazırlıklıydım ama Cuma günü hazırlıksız yakalandım. Ardından Michael Jackson’ın kendi “Will You Be There?” sorusuna küçük Michael Jackson “Just call my name and I’ll be there!” diyerek cevap verdi ve bu şarkı sırasında da gözyaşlarım yanaklarımdan süzülmeye devam etti. Bir yandan gözyaşlarım akmaya devam ederken, bir yandan da etrafımdaki çocuklu ailelere rezil olduğumu düşünüyor ve kendimi toparlamaya çalışıyordum. Gerçi herkes o kadar gösteriye odaklanmıştı ki, çok şükür, sesli sesli ağlamama rağmen kimse fark etmedi. Ya da ben öyle sandım.

DSC_0052

Immortal Megamix ve Man in the mirror’dan sonra da 2 saat süren gösteriler sona erdi. Ağaç altında MJ yazarak açılan perde Michael Jackson’ın parmak uçlarında durduğu meşhur Jam silüeti ile kapandı. Cuma günü saate baktığımda 22:15 falandı. Cumartesi günü ise saate bakmadım ama 18:00 sularındaydı. Cumartesi akşamı Simena, Gökhan ve Aysun’larla Hen Coops’ta yemek yiyerek trafiğin dinmesini bekledik. Hava o kadar soğuktu ki kar yağdı. Zincirlikuyu’da aktarma yaparken kar epey yağıyordu. Bahçelievler’e döndüğümde de devam ediyordu ama o kadar da çok değildi. Ama İstanbul’un bazı yerlerinde kar tutmuş bile.
Evet, çok uzun yazdım. Biliyorum. Fakat daha önceki özel günlerde yazdığım günlük yazılarımda olduğu gibi (ki 1991 yılından beri ajandalara günü gününe günlük yazmaya çalıştığımdan bahsetmiştim) yaşadıklarımı tüm ayrıntılarıyla arşivlemek istedim. Hem de sizlerin daha önceki kritiklerimden sonra yazdığınız “Yazını uzun olmasına rağmen hepsini bir solukta okudum. O anları yaşamış gibi oldum” gibi yorumlarınız beni gaza getirdi, o güzel mesajlarınızdan destek aldım galiba. Bir de bu sene Michael Jackson albümleri için de web sitemde özel bölümler yapmaya başladım. YouTube, Vimeo, DailyMotion gibi sitelere koyduğum kliplerimi Vimeo’ya tekrar koyduktan sonra orijinal tanımlarımı üzerinde tarih belirtme ya da değişiklikle copy+paste yaptığım ve bu tanımları çoğunlukla İngilizce yazdığım için şu ana kadar yaptığım “Bad” ve “Dangerous” bölümlerimi web sitemin İngilizce bölümüne koymuştum. Geçen hafta ise 2009 yılındaki “This is it” galasındaki izlenimlerimle beraber birkaç This is it soundtrack’ine yaptığım klipleri koyarak web sitemin Türkçe bölümünde “This is it” bölümü yapmıştım. Immortal gösterisi izlenimlerimi yazdığım bu sayfamı ise “Immortal” sayfası yapmak istiyorum ve “Immortal” albümünde ve gösterisinde yer alan birkaç klibimi yine o videoları koyduğumda yazdığım tanımlamaları copy+paste yaparak tıpkı “This is it” gibi Türkçe bölümüme koymak istiyorum. İngilizce ya da Türkçe bölümüm olsun, fark etmez; darısı diğer Michael Jackson albümlerinin başına… Şimdiden 4 albüme özel sayfa yapmışım bile. İşte videoları video paylaşım sitelerine koyarken yazdığım orijinal tanımlamalarımla bazı Immortal kliplerim:

WORKING DAY AND NIGHT / BAD: “Immortal Megamix”ten sonra 2011 tarihli yeni Michael Jackson remix albümü “Immortal”a ikinci klip de geldi benden… İşte “Working Day And Night”! İş yerinde evvelsi günü 2012’yi erkenden kutladık. Aynı zamanda şirketimizden ayrılan müdürümüze uğurlama töreni yaptık. İşte ben de yoğun istek üzerine dans ettim. Arkasına “King Of Pop”un İngiltere versiyonunda bulunan Bad’in extended versiyonunun sonlarını da ekledim. Botlarla dans etmek bana biraz acı verdi ve işimi zorlaştırdı ama yine de belli etmemeye çalıştım. Umarım beğenirsiniz. (Tanım 1,5 yıl evvel yazıldı)

 


DANCING MACHINE: 2,5 years ago, I’ve danced with The Jackson 5’s huge hit “Dancing Machine”… I wore on an afro wig, because it represents Jackson Five’s disco days. It is also called “bonus hair” in Turkey because of a bank’s advertisement. Any way, now my hair is bald, you’ll able to see my new appearance in this video. 281 people watched this video at DailyMotion between 25-11-2010 and 03-03-2013.



BLAME IT ON THE BOOGIE: I make dancing videos by using myself since 1996. However, I didn’t make a Jackson 5 (The Jacksons Band video until 22.08.2009. This disco hit is my first The Jacksons video. 732 people watched this video at DailyMotion between 25-08-2009 and 10-03-2013.



BEN AKON REMIX – Fıstık’ın ölümünün 1. yıldönümü anısına 2011: 1995 yılında doğup 2010 yılında hayatını kaybeden muhabbet kuşum Fıstık’ın anısına E.T. filminin müziği “Someone In The Dark” şarkısıyla bir klip yapmıştım. Bunun üzerine YouTube, Twitter, Facebook gibi siteler üzerinden baş sağlığı mesajları gelmişti.1998 yılında fotoğrafı bir dergide çıkan ve 2008 yılında da televizyonda konuşması yayınlanan Fıstık’ın resmi bu sefer tüm dünyada satışa sunulan bir kitapta basılmıştı. Ayrıca Facebook’taki muhabbet kuşu grubu ana resmini bir süreliğine değiştirip Fıstık’ın resmini koymuştu. Fıstık’ın son 5 senesini belgeleyen O klibin gördüğü ilgi üzerine 2011’de yine bir film müziği olan ve fareye yazılmış “Ben” şarkısıyla 2011 model bir klip yapmaya karar verdim. Ve bu video 24-01-2011 ile 27.01.2013 tarihleri arasında DailyMotion’da 7034 kez izlendi. YouTube’da ise 23.01.2011 ile 24.02.2013 tarihleri arasında 588 kişi izledi. Ocak 2011’de Fıstık’ın ölümünün 1. yıldönümü olduğu için yapmıştım bu klibi aynı zamanda… Onun bebeklik yıllarını özetleyen yeni klibi izlediğinizde yılların Fıso’mu ne kadar çok değiştirdiğine şaşıracaksınız. Bu sefer arka planda kendi konuşmaları da var. 100’ü aşkın kelime biliyordu zaten… Nur içinde yatsın…



HEARTBREAK HOTEL / THIS PLACE HOTEL: “Heartbreak Hotel” adında şarkı söyleyen sanatçılar maalesef çok erken yaşta aramızdan ayrıldılar. Elvis Presley, Michael Jackson ve Whitney Houston kendilerine ait “Hearbreak Hotel” adındaki şarkılarını ölümsüz sesleriyle popüler hale getirdiler. Fakat maalesef aynı kadere sahiptiler ve dramatik bir son onları bekliyordu. Allah C. C. Catch’e (nam-ı diğer Caroline Catharina Müller) uzun ömür versin, çünkü onun da “Heartbreak Hotel” adında 80’lerde çok popüler olan bir şarkısı var. Aslında planlarımda bu şarkıları megamix yapıp birleştirmek ve öyle klip yapmak vardı. Fakat vazgeçtim ve ilk olarak The Jacksons’ın Triumph albümünde yer alan şarkının Immortal’daki kısa ama doyurucu versiyonuna klip yapmaya karar verdim. Çünkü Cirque du Soleil, Immortal turnesiyle İstanbul’a geliyor. Hem onu kutlamak istedim, hem de afişlerini klip haline getirmek istiyordum. Bu arada belki sonradan yükledim ama söylemeliyim ki bu klibi “Somebody’s Watching Me”den önce yapmıştım. (Geçen ay yazıldı)



SMOOTH CRIMINAL: This video is a remix of Smooth Criminal which was from his Immortal album. Now, Bad 25 is coming. This is a tribute for the anniversary of his “Bad” album. I became a fan of MJ, when Bad was released. It means I am a Michael Jackson Fan for 25 years. (Written 8 months ago)



THE JACKSON 5 MEDLEY: 2 years ago, I’ve danced with Jackson 5 Medley. The audio is from Michael Jackson’s 30th anniversary celebrations. The week before this video, I was in Italy. You can also see my screens from this trip. The other videos are in my “Farewell My Summer Love” video which you can watch at vimeo.com/26797963 I bought the mask and captain hat in Italy. 296 people watched this video at DailyMotion between 23-07-2011 and 03-03-2013!



SOMEBODY’S WATCHING ME (Immortal Version including Is It Scary, Threatened, Monster and Thriller): Kendime ait bir Immortal DVD’si yapmaya karar vermiştim. Immortal albümündeki hemen hemen bütün şarkılara 1996’dan beri klip yapmıştım. Sadece bir tanesi hariç: o da “Somebody’s Watching Me”… “Working Day And Night”, “The Immortal Intro”, “This Place Hotel”, tekrar küçük bir yarışma için derlediğim (kaybettim o ayrı mesele 😀 ) “Smooth Criminal” ve “Immortal Megamix” dışındakiler Immortal albümündekilerden farklı versiyonları (orijinal ya da remix) olacaktı. Değişiklik yapmayacaktım ama madem “Somebody’s Watching Me” klibim yok, neden Rockwell ağırlıklı orijinal versiyonuna klip yapmak yerine Immortal versiyonuna video çekmiyordum? Ama yıllar evvel yaptığım “Is It Scary” klibim derlemeydi, play-back yapmıyordum. O yüzden o bölümü de tekrar kaydetmek zorunda kaldım. Fakat Threatened, Monster ve Thriller bölümlerinde tabii ki orijinal eski kliplerime sadık kaldım. Umarım bu remix videomu beğenirsiniz… Unutmadan, videonun başındaki fotoğraflar geçen sene katıldığım ama kazanamadığım başka bir yarışmadan… Eğer kazansaydım Los Angeles’a Immortal turnesini izlemeye gidecektim. Ama bir keresinde birinciliğe kadar yükselmiştim. Hemen o anı print screen yaparak ölümsüzleştirdim tabii ki 😀 Neyse canım, ben gidemedim ama onlar İstanbul’a geliyor. 😉 (Geçen ay yazıldı)



STATE OF SHOCK (Michael Jackson, Freddie Mercury and Mick Jagger, including Maaron 5 & Christina Aguilera’s “Moves Like Jagger”): Legendary Michael Jackson and legendary band Queen’s frontman Freddie Mercury made a demo duet called “State Of Shock”… This was a dream co-operation. However, this song’s studio version was recorded between the King Of Pop and another legendary rock group Rolling Stones’ frontman Mick Jagger. Why don’t we combine these duets and make a trio?



IMMORTAL MEGAMIX: Geçen hafta, Michael Jackson’ın 2011 basımlı son albümü “Immortal” içinde yer alan Megamix’e içeriğindeki şarkılara yaptığım eski kliplerimi kullanarak yeni bir klip yaptım. Ama tabii ki Şubat 2010 ve Temmuz 1996 tarihlerinden daha önce görmediğiniz bir kaç görüntüm de var klipte… (1 yıl evvel yazıldı)


© 2013 Turgay Suat Tarcan
 

Yorumlar



Popüler Yazılar
Facebook Tavsiyeler
Son Tweetler
Bumerang - Yazarkafe