Bildiğiniz gibi birkaç yıl önce “Bohemian Rhapsody” yapımcılarından müjdeli bir haber gelmişti. Freddie Mercury’nin biyografi filmini yapan aynı ekip Michael Jackson’a da sinema filmi çekmeye karar vermişti. Michael Jackson’ın kendi yeğeni Jaafar Jackson oynayacaktı. Biz de heyecanla bu filmi bekler hale gelmiştik ama ertelene ertelene 22 Nisan 2026’ya vizyon tarihi verilmişti. İple çektiğimiz o gün gelmiş, çatmış bile… Yıllık iznime denk geldiği için İzmir’de bulunduğumdan dolayı ben de filmi İstanbul dışında izleyecektim. Mekan olaraksa Mavibahçe AVM’deki Paribu Cineverse’ü tercih ettim. Çünkü IMAX salonunda gösterilecekti.
MJ Fan’ler arasında “Keşke bir gala olsa da beraber gitsek.” hayalleri içerisindeydik. İstanbul ve Ankara’da gerçekten 21 Nisan’da galalar olmuştu ama çekilişi kazananlar gidebilmişti. Organize de olamamıştık. Herkes bireysel gidecek gibiydi. İzmir’de ise gala olmayacaktı. Fakat ilk gösterim saati olan 11:00’e yetişmek için kastım diyebilirim. Çünkü İzmir’de ilk seyredenlerden birisi olmak istiyordum ve bu da diğer seyirciler ve benim aramda mini bir gala gibi olacaktı. Genç MJ Fan’ler vardı. Hatta bir kız “The Way You Make Me Feel” kostümü giymişti. Taktığı siyah fötr şapkadan perma yaptırdığı kakülleri MJ gibi yüzüne doğru uzanıyordu. Aslında tramvayda da görmüştüm kendisini ama emin olamamıştım. Sinemaya geldiğini ve kostümünü de görünce artık emin olmuştum. “Michael Jackson!” diye seslendim. O da t-shirt ve şapkama bakıp “Aaa Dangerous!” dedi. Afişle daha yeni fotoğraf çektirmiştim. Mystery bayrağımı o da kendi pozlarında kullandı. Aklıma hep beraber bir fotoğraf da çekilmek geldi ama etraf gençlerle doluydu. Ne güzel, Michael kendisini yeni nesillere de aşılamayı başarmış ve bu daha yüzyıllarca devam edecek. Fakat bu teklifi “kart dayı” diye düşünürler diye yapmaktan vazgeçtim. Benim jenerasyon zaten iş çıkışı akşam veya hafta sonu gidecekti. WhatsApp grubumuzdan bunu görebiliyordum. Yarın da 23 Nisan ve resmi tatil… Yarın da filme giden çok olur diye düşünüyorum.

Salona girip K17’deki koltuğuma oturduğumda aslında çok halsizdim. Çünkü bir önceki gün feci zehirlenmiştim. Artık evvelsi gün yediklerimden hangisi dokunduysa… Dün feci cırcır olmuştum. İki lokma yemeği zor yiyordum. Bağırsaklara iyi gelsin diye dışarıdan sade kumpir söylemiştim. Onun da hepsini yiyememiştim. Azıcık yediklerimi de ha bire kusma yoluyla çıkarıyordum. Bu sabah da aslında kahvaltıyı zor etmiştim. Fakat Michael Jackson sihri bu olsa gerek… Filmden çıkarken ise enerjiktim. Adeta müziği beni iyileştirdi. Resmen film beni tedavi etti… İlaç gibi geldi Michael! Kendime gelmiştim. Hatta iştahım bile açıldı. “Acaba yine kumpir mi yesem? Yersem kusar mıyım?” diye düşünürken Arby’s’te hamburger yerken buldum kendimi. Ve midem de bulanmadı.
Filme gelecek olursak… Zaten daha açılış sahnesinde beynimde heyecandan bazı karıncalanmalar oldu. Sıcaklık ve soğukluk arasında gidip geldi. Film sonunda da tüylerim diken diken çıktım. Jaafar Jackson’ın oyunculuğunu çok beğendim. Beklemiyordum açıkçası, çünkü ilk oyunculuk deneyimi olduğunu biliyordum. Bazı fan’ler “Yapay zeka ile direk Michael Jackson’ı oynatamazlar mıydı? Birebir benzemiyor.” diye daha film çıkmadan eleştirilere başlamışlardı. Bence bir oyuncunun birebir benzemesi gerekmiyor. Önemli olan seyirciye geçirdiği duygu ve hiçbir AI uygulamasının henüz bunu yapabildiğini düşünmüyorum. Sonuçta bırakın oyunculuk da aktörlere kalsın. Örneğin Will Smith’in Muhammed Ali, Nicole Kidman’ın Virginia Woolf, Jamie Foxx’un Ray Charles, Naomi Watts’ın Prenses Diana ya da Marion Cotillard’ın Édith Piaf performansları gibi… Hiçbiri birebir canlandırdıkları karakterlere benzemiyorlardı. Fakat seyirci için onlar artık canlandırdıkları kişilerdi. Jaafar Jackson da tıpkı onlar gibi üstüne düşeni yapmış. TikTok fenomenleri gibi Michael Jackson’a çok benzeyen influencer’lar olduğuna da dikkat çekiyorlardı. Fakat acaba Jaafar gibi aynı konuşma stilini yapabilecekler miydi? En önemlisi de dans kabiliyeti… Bir sürü Michael Jackson impersonatar var. Elbette ki güzel dans ediyorlar ama yine de bir şeyler eksik oluyor. Michael Jackson’ın çevikliğine ulaşamıyorlar. Fakat amcaları ve babası dahil diğer Jackson ailesi de dahil olmak üzere kimsenin yakalayamadığı o kıvraklığa Jaafar Jackson ulaşmış. Jackson sülalesinde bir de Janet Jackson var o kıvamda… Jaafar Jackson halası Janet ve amcası Michael’ın dans yeteneğini resmen genlerinden yansıtmış. Ne yazık ki filmde Janet ve Rebbie Jackson yok bu arada… La Toya, Marlon, Randy, Jermaine, Tito, Jackie filmde yer alıyorlar. İnsanın gözleri Janet’ı arıyor haliyle. Film yapımcıları Janet Jackson’ın filmde yer almama nedeni olarak kendisinin de bir ikon olmasını göstermişler. Rebbie’nin günahı nedir o zaman? Bence Janet da filmde yer almalıydı. Şimdi Janet Jackson’ın da hayatı filme çekilse ve Michael olmasa hiç olur mu? Aynı şey tam tersi için de geçerli. Çünkü Michael’ın en iyi anlaştığı kardeşi Janet idi. Beraber dans provaları yaparlardı. Biri Ginger Rogers, diğeri Fred Astaire olurdu. Sırdaşı olarak La Toya’yı koymuşlar filmde Janet’in yerine… Filmde olması gereken bir diğer isim ise Diana Ross… The Jackson 5’ı asıl sunması gereken Diana olması gerekirken filmde bu görevi Gladys Knight üstlenmiş. Sadece koyu MJ Fan’lerin anlayabileceği bazı kronolojik hatalar da vardı filmde. Klip ve single’ların sırası gibi… “Bohemian Rhapsody”de de Queen fanatikleri bazı tutarsızlıkları tespit etmişti. Sanırım filmlerin gidişatına göre senaryoyu kendi kafalarına göre kurgulama ihtiyacı hissettiler. Ama filmi izlerken bu tür ufak tefek hatalar kesinlikle moralinizi bozmuyor. Çünkü filmin başından sonuna kadar hem çok iyi bir drama izliyorsunuz, hem de film boyunca, özellikle sonlara doğru kendinizi bir Michael Jackson konserinde gibi hissediyorsunuz. Sakın evde izleyerek hata yapmayın. Kesinlikle bangır bangır müzikle sinema salonunda izlemeniz lazım. Yoksa filme haksızlık etmiş olursunuz. Elbette ki bir gün vizyondan kalkacak, belki Netflix gibi platformlara düşecek ama böyle bir müzik şölenini komşularınızı rahatsız etmeden evinizde deneyimlemeniz imkansız. Etrafa bir ara baktım herkes ya tempo tutuyor ya da şarkılara eşlik ediyordu. Ben dahil… The Jackson 5, Off The Wall, Thriller, Bad dönemi böyle güzel özetlenemezdi herhalde. Kesinlikle MJ Fan olun ya da olmayın, bu müzik deneyimini sinemada yaşamanız lazım. Hatta Jackson 5 dönemi ve canlı kayıtlar da dahil şarkılara da remaster yapmışlar. Vokaller daha ön plana çıkmış. Enstrümanları da daha önceden hiç böyle duymadığınızı fark edeceksiniz. Birkaç şarkıda da sadece acapella kullanılmış ki efsanevi sanatçının benzersiz vokal tekniği gözler önüne serilmiş.

Filmde ağlayıp ağlamadığım sorulmuştu. Evet, bazı sahnelerde ağladım. Babasının küçükken onu kemerle dövdüğü, saçlarının Pepsi reklamında yandığı bölümlerde… “Smile”ı mırıldanırken de çok duygulandım. Ama genelde eğlenceliydi, çünkü bu film The Jacksons döneminde başlayıp Bad’de bitiyor. Ölümünü göstermiyor. Ve filmin sonunda hikayenin devam edeceği yazıyor. Böylece ikinci bölümün olacağı söylentileri doğru çıkmış oluyor. Dangerous, HIStory, Blood On The Dance Floor, Invincible, This is it dönemlerinde artık tamamen beyazdı. Acaba yine Jaafar Jackson mı oynayacak? Onu beyaza mı boyayacaklar? Yoksa direk orta yaşlı farklı bir beyaz aktörü mü oynatacaklar? Önümüzdeki senelerde göreceğiz. Michael Jackson böyle adam akıllı bir sinema filmini çoktan hak etmişti. Aslında daha önceden de hayatı filme çekilmişti. Mesela “Man In The Mirror” isimli 3 farklı biyografi filmi vardı ama televizyon kanalları için çekilmişti ve telif haklarından dolayı Michael’ı Michael yapan kendi müzikleri çalmıyordu. Flex Alexander, Earnest Valentino, Navi gibi Michael Jackson’ı canlandırma şerefine nail olan oyunculara kendi öz kanından Jaafar de direk amcasının sesiyle Popun Kralını canlandırma şansı buldu. Filmin prodüktörleri Michael Jackson’ın ağabeyleri ve oğlu Prince olmasına rağmen aile dramını da iyi yansıtmışlar. Her şey güllük gülistanlık göstermemişler. Aile olarak Michael’a nasıl engelleme koymaya çalıştıkları gözler önüne serilmiş. Tabii ki film çalışmaları sırasında Tito Jackson hayatını kaybettiği için film de onun anısına ithaf edilmiş.
Ben de bu yazımı Tito ve Michael’ın yanı sıra geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Yeşilçam sanatçıları Nevin Efe – Kanbolat Görkem Arslan – Şıvga Gerez – Ali Tutal – İbrahim Yıldız – Canberk Uçucu – Ramazan Tetik – Dündar Aydınlı, Hollywood Yıldızları James Van Der Beek – Patrick Muldoon – Nathalie Baye – Nadia Farès – Alex Duong – Mary Beth Hurt – Valerie Perrine – Nicholas Brendon – Chuck Norris – Judy Pace – Jennifer Runyon – Eric Dane – Robert Duvall – Tom Noonan, Boksör Seyda Keser, Siyasetçi ve insan hakları savunucusu Jesse Jackson, 2 Temmuz 1993’teki Sivas Madımak Katliamı’nda eşi Hasret Gültekin’i yitiren Yeter Gültekin, Tunus & Libya yetkilisi Ulca Erdoğan, Yazar İlber Ortaylı, “Komedi Dans Üçlüsü” üyesi şarkıcı ve yapımcı Erol Köse, Futbolcular Kubilay Kaan Kundakçı – Mircea Lucescu, TikTok fenomeni Kübra Karaaslan, Pehlivan Erol Sarıoğlu, Temas grubunun vokalisti Engin Sipahi, Özlem Tekin’in eski eşi müzisyen Kemal Cem Öcal, Popstar yarışması ile tanınan şarkıcı Rıza Tamer Şişman, beyzbolcular Phil Garner – Terrance Gore, Motörhead gitaristi Phil Campbell, buz hokeyci Troy Murray, Country Joe and the Fish frontman’i Country Joe McDonald, NASCAR pilotu Chase Pistone, şarkıcılar John Hammond – Willie Colón – Guy Hovis, Amerikan futbolu oyuncuları Ronyell Whitaker – Rondale Moore – Tre’ Jackson, basketbolcu Kara Braxton, TV yıldızı Cass Lacelle ve 3 Doors Down vokalisti Brad Arnold’ın anısına adıyorum.

