“Labirent: Son İsyan” bir Distopya efsanesi olma yolunda…

Tüm sinemaseverlere selamlar;
Eskiden film eleştirilerimi sadece kendi kişisel web sitem www.tst.gen.tr için yapardım ama artık bundan sonra www.sineanaliz.info sitesinde de sinema kritiklerimle karşınızda olacağım. Bu kadar geç kalmamın nedeni 2018’de hiç sinemaya gidememiş olmamdı. En son 2017’nin sonlarında “Star Wars: Son Jedi” filmine gidebilmiştim. Zaten o filmi de Burçin anlatmıştı sizlere… Daha sonraları normalde ikinci adresim sinema salonları olmasına rağmen bazı hayati meseleler yüzünden sinemaya gitme fırsatım olmamıştı. Fakat şeytanın bacağını kırdım ve ne zamandır merak ettiğim “Labirent: Son İsyan” filmine gidebildim. Bırakın sinemayı, 2018 yılında televizyondan izlediklerimi de katarsak, bu film bu yıl izleyebildiğim 7. film oldu. Düşünün yani…
Aslında “The Maze Runner: The Death Cure” filmi yaklaşık olarak 1 ay evvel vizyona girmişti. Fakat gitmeye vakit bulamamıştım. Hala vizyondan kalkmadığımı öğrendiğimde soluğu Marmara Forum’daki Cinemaximum’da aldım. Capacity’de akşam üzeri gösterilecekti. O kadar bekleyemezdim. Marmara Forum’daki 12:30 seansına yetişmeliydim. Gişenin önünde sıraya girdiğimde filmin 4DX salonunda gösterildiğini fark ettim. Tabii ki o seans 4 duyuya hitap ettiği için daha pahalı oluyordu. Yine de hiç düşünmeden bilet aldım. Çünkü serinin devamını çok merak ediyordum. Geçen sene “Labirent: Ölümcül Kaçış” filmine uyduda rastladığımda filme bayılmıştım. Tıpkı “Açlık Oyunları”, “Uyumsuz”, “Bıçak Sırtı”, “Çılgın Max”, “Denek 7”, “Matrix”, “Son Umut” (Ama Russell Crowe’unkiyle karıştırmayın, bu Clive Owen’ınki), “Azınlık Raporu”, “Ada”, “Gerçeğe Çağrı”, “Beşinci Element”, “V For Vendetta” filmleri gibi karanlık gelecekte geçen distopya filmlerine harika bir örnek olduğunu düşünmüştüm. Gerçekten de distopya tarzındaki filmlerin fantastik ve bilim kurgu filmleri kadar ilgimi çektiğini söyleyebilirim. Ki zaten aynı aileden sayılırlar. Heyecanla filmin devamı “Labirent: Alev Deneyleri”ni de bulup izlemiştim. Bestseller kategorisinde kitapları da bulunan bu seriyi nasıl bu kadar geç keşfettiğime inanamamıştım. Bu yüzden kendime bir söz vermiştim. Devamı çıktığında sinemada izleyecektim. Öyle de yaptım. Tabii ki planladığımdan daha görkemli bir deneyim yaşayacaktım filmi 4DX salonunda izlediğim için…
17-maze-runner-the-death-cure.w710.h473
Daha önceden de “Star Wars”tan “Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar?”a kadar bazı filmleri 4 boyutlu olarak izlemiştim ama bu kez büyük bir hata yaptım. Sanki sıradan bir gösterimmiş gibi yanıma patlamış mısır aldım. Bir daha aynı hatayı yapmayacağım. Size de tavsiye etmem. Koltuk habire hareketlendiği için döke saça yedim. Bir ara boğazıma bile takılıyordu. Yine de eğlenceliydi ama film arasında her yere patlamış mısır döktüğümü fark edince temizlikçiler arkamdan küfür etmesinler diye elimden geldiğince topladım. Ben bu seriyi 2017’de keşfetmiş olabilirim ama aslında ilk filmi 2014’te, yani 4 yıl evvel çıkmış. Bu yüzden filmin çocuk oyuncularının artık genç kızlar ve delikanlılar olduğunu görünce kendimi bir kez daha yaşlanmış hissettim. “Gotham” dizisinin çocuk oyuncuları da büyüyorlar mesela… Hele hele dün YouTube’da “Cennet Mahallesi”nden “Çocuklar Duymasın”a kadar dizilerde oynayan çocuk oyuncuların büyümüş hallerini gösteren bir video izlediğim için, bir de üstüne “Labirent: Son İsyan”da oyuncuların koca kazık olduklarını görünce “Yakında baston kullanmaya başlarım” diye karamsarlığa kapıldım… Gerçi bazılarının doğum tarihine bakılırsa pek de çocuk sayılmazlarmış. Teenager demek daha doğru olur. Kim olduğunu hatırlamadığım bir film eleştirmeni “Labirent serisinin kitpları çıkmaya devam ediyor ama beyaz perde için sona ermiş gibi görünüyor” diye yazmıştı gazetedeki köşesinde… Ben bu görüşe inanmak istemiyorum. Çünkü sinemada “Labirent: Ölüm Emri” ve “Labirent: Virüs Kodu”nu da izlemek istiyorum. İnşallah haklı çıkmaz ve öykünün geri kalanını da izleriz. Ama teenager oyuncular belki de gençliklerini de geri bırakıp koca koca adamlar, kadınlar olabilirler çekimler sırasında… Eğer seri film dünyasında sona erecekse ancak nedeni bu olabilir. Ama yapacak bir şey yok öyle olursa da… Artık kitaplarını alıp okuruz… Kendi hayal dünyamızda devam ettiririz serüveni…
Filmle ilgili spoiler vermek istemiyorum ama öldüğünü sandığımız bir karakterin aslında yaşadığını göreceksiniz. Ayrıca hiç ölmesini istemediğimiz birkaç karakter, filmin seçilmiş kişisi olan Thomas’ın yoluna devam etmesi uğruna hayatlarını feda edecekler. Bu da çok üzücü… Filmi izlerken çok hüzünlendim. Minho, makineye bağlı olduğu için eski kaldıkları labirentte yaşadığı olayların bir sentezini tekrar halisinasyon olarak yaşadığı zaman ben de o olayları yaşamış gibi hissettim. Koltuklar ona göre hareket etti. Ona göre kokular ve rüzgarlar geldi. En iğrenci de yaratığın salyası yüzüme sıçradı. Tiksindim ama o detayı da düşündükleri için hoşuma da gitti. “Turgay, merak etme. Bu sadece su” diye kendimi avuttum. Çatışma sahnelerindeki patlamalardaki barut kokusu “Star Wars”taki kokunun aynısıydı. Ama klima ile yaratılan rüzgar efektleri daha önceki izlediğim filmlere göre daha çoktu. Hatta bir ara hapşırdım bu yüzden… Işık yanan sahnelerde salondaki lambaları açıp kapamaları da gerçeklik duygusunu destekliyordu. Daha önceki izlediğim 4DX filmlerde gereksiz yerlerde bile koltuklar oynadığı için çok yorulmuştum ama “Labirent: Son İsyan”da gerekmedikçe bu özelliği kullanmadıkları için ara sıra dinlendik. Ama sallantı oldu mu da tam oluyordu. Döktüğüm mısırlar da bunun kanıtı… 😛
Filmden çıkıp da yemek yedikten sonra WC’ye yöneldiğimde bir masada aynı Gally’ye benzeyen bir adam gördüm. Gally’nin daha da büyümüş hali gibiydi. Karaktere hayat veren Will Poulter’ı “Narnia Günlükleri” serisinden ve “Diriliş”ten de hatırlayabilirsiniz. Filmin başrol oyuncusu Dylan O’Brien’ı daha önceden tanımıyordum ama Teen Wolf başta olmak üzere birçok yapımda rol almış. Ava Paige’i ete kemiğe büründüren usta oyuncu Patricia Clarkson en sevdiğim filmlerden ikisi olan “Zindan Adası” ve “Yeşil Yol”da oynamıştı. 2010 yılında çıkan “Zindan Adası” da benim için enteresan bir filmdi. Çünkü 2006 yılında askerdeyken kitabını okuduğumda film henüz çekilmeye bile başlamamıştı ve beyaz perdede gördüğüm olayları aslında hayal gücümde farklı canlandırmıştım. Yine de çok beğenmiştim. Aslında çoktan virüsü kapmış olması gereken ama mucizevi bir şekilde zombie değil de hala normal bir insan olan Brenda’ya hayat veren Rosa Salazar’ı yine bir distopya filmi olan “Kuralsız”da da izlemiştik. Filmin asıl kızı Teresa’yı canlandıran Kaya Scodelario’yu “Titanların Savaşı”, “Karayip Korsanları 5: Salazar’ın İntikamı” gibi büyük bütçeli yapımlarda görmüştük daha önce… Filmin kötü karakteri “Fare Adam” Aidan Gillen’ı ise “Kral Arthur: Kılıç Efsanesi”, “Kara Şövalye Yükseliyor”, “Ölümcül Takip” gibi filmlerde izlemiştim önceden… Maze-Runner-The-Death-Cure-Concept-Art-Ken-Barthelmey-09Ama bende en çok hayranlık uyandıran Lawrence’a hayat veren Walton Goggins oldu. Bu filmde bu kez kendisini yüzü gözü yanmış ve burnu kopmuş şekilde izleyeceğiz. O burnu nasıl öyle çektiler, çok şaşırdım. Çok gerçekçi görünüyordu ve performansı harikaydı. Filmin yan rollerinden birisi ama yine de kilit noktalarından birisi… O olmasa belki de bu kadar ilerleyemeyeceklerdi filmin ana karakterleri… Onu ise “Geçmişi Olmayan Adam”, “American Ultra”, “G.I. Joe: Misilleme”, “Karateci Kız”, “Tomb Raider” gibi birçok filmden biliyordum.
Kısacası filmi çok beğendim ama beklentilerimi karşıladı mı? İşte orası tartışılır. Çünkü ilk iki filmin üzerine serinin üçüncü ayağıyla ilgili beklentilerim artmıştı. Yine de 4DX’in de etkisiyle filmi sinemada izlediğim için hiç pişman olmadım. Kesinlikle 2018 yılının sinema nostaljisini yaptığımızda aklıma olumlu anlamda gelecek ilk filmlerden birisi olacak gelecekte… Serinin ilk iki filmini temsilen 2017’de izlediğim filmlerden oluşturduğum kendi web sitemin 2018 filmi listesinde “The Scorch Trials”ı 14. sıraya koymuşum, ki listede 128 film olduğu için bu çok iyi bir skor… Listeyi http://www.tst.gen.tr/2018in-en-iyi-filmleri/ adresinden görebilirsiniz. Fakat maalesef daha önceden yer aldığı için web sitemin 2019 yılında yayınlanacak listesinde yer alamayacak. Ama belki de SineAnaliz sitesi için özel sadece 2018’de çıkan filmlerden ayrı bir liste daha yaparım. Kim bilir? Öyle bir liste yaparsam bu filmi kaçıncı sıraya koyacağım? Ben bile şimdiden merak etmeye başladım…
Yazıma son verirken Afrin şehitlerimizi, Judas Priest bateristi Dave Holland’ı, ünlü aktör ve prodüktör David Zard’ı, Beyaz Kelebekler grubunun vokalisti Sevil Özyurt’u, Türk Halk Müziği Sanatçısı Nuray Hafiftaş’ı, TRT’nin eski spikerlerinden Tuna Huş’u ve efsanevi oyuncu John Mahoney’i anmak istiyorum. Gelecek yazımda ya da haberimde görüşmek üzere…

NOT: 13.02.2018 tarihinde yazdığım bu yazımı aynı gün ilk olarak http://www.sineanaliz.info/labirent-son-isyan-bir-distopya-efsanesi-olma-yolunda/ adresinde yayınladım.

Yorumlar



Popüler Yazılar
Facebook Tavsiyeler
Son Tweetler
Bumerang - Yazarkafe