Rock’n Coke 2007’de TST ve Aslı Gökyokuş karşılaşırsa…

1 EYLÜL 2007 CUMARTESİ: Bugün benim için çok mutlu başladı aslında… Her ne kadar sabah kuşum Fıstık sanki bir şey hissetmiş de gitmemi istemiyormuş gibi hareketler yapsa da 2005’den beri ilk kez Rock’n Coke’a gidecektim. Hatırlarsanız geçen sene askerde olduğum için gidememiştim. Üstelik yanımda aşkım da vardı bu sefer… O da hazırlıklı gelmişti. Yanında hasır ve güneş kremi getirmişti. Bizimkiler Saros’da olduğu için ben getirememiştim. Ona Fıstık’ın sabahki huysuzluğunu anlattım. Bir de hırsız girmesinden çok korktuğumu söyledim. Ama neden girsindi ki? Rock’n Coke bittikten sonra eve dönecektim. Hırsızlar gece yarısı girerler. Üstelik Kale marka kapımızı da sonuna kadar kilitlemiştim. Eğlenmeye gelmiştik… Gerçekten Rock’n Coke festivali ortamını özlemişim. Hem insan kendisini tatilde hissediyor, hem de birçok iyi grup ve şarkıcıyı bir arada görebiliyor. Üstelik sevgilimle ilk kez fotoğraf çektirdiğim yer de buradaki Blue Jean standı oldu.UcNoktaBirTSTmorveotesi

ÜÇNOKTABİR: Örneğin “ÜçNoktaBir” grubu… Daha önceden onları Spitney Bears adıyla Pink konserinden önce ve “Barda” filminin soundtrack’i nedeniyle filmin oyuncularıyla Makina’ya geldiklerinde izlemiştim. Her ikisinde de bende olumlu bir iz bırakmışlardı. Albümleri henüz yoktu ama onlara güveniyordum, güvenim boşa çıkmadı. Üstelik solist Melis Danışmend bizim fan club’ın Şebnem Ferah’a 10. yıl plaketi vermemizi editörlük yaptığı Rolling Stone dergisinde çıkardığı için de ayrı bir sempati duyuyordum. Hatırlarsanız o ödülü Şebo’ya sunan bendim. İkimizin aynı karede fotoğrafının bir gün bir dergide çıkacağını hiç ummuyordum, Melis hayalimi gerçekleştirdi gibi denebilir. Neyse, henüz sadece bir albümleri olduğu için arka arkaya hemen hemen hepsini söylediler. Bir de Hepsi’den “Yalan”ı cover’ladılar. Cover gerçekten de neredeyse orijinalini aratmayacak şekildeydi farklı olmasına rağmen… Konserden sonra Melis, bir 3.1 üyesi ve daha önce de fotoğraf çektirdiğim mor ve ötesi’nden Kerem’le fotoğraf çektirdim.

ASLI GÖKYOKUŞ: Aslı ilk çıktığından beri onu severek takip ettim ama hiç konserine gitmek nasip olmamıştı. Hep istemişimdir, çünkü Aslı, Şebnem Ferah’tan sonra en sevdiğim rockçı denilebilir. Onunla yıllar evvel e-mailleşiyorduk. Hatta web sitem www.tst.gen.tr için röportaj yaptırmıştım e-maille, fakat sorularımı cevapladığı halde tam gönderirken silinmişti. Konserini izlemek için kısmet 2007’ye kadar beklemekteymiş. Aslı gerçekten Rock’n Coke’un en iyiAsliTST Türkçe müzik yapan sanatçısıydı. Genel olarak konuşamayacağım, çünkü festivali bugün tamamen izlemek nasip olmayacaktı. Bunu ilerleyen sayfalarda öğreneceksiniz. Neyse, Aslı gerçekten de kırmızı gelinliğiyle muhteşem bir performans sergiledi. En sevdiğim şarkıları “Sessizce” ve “Sen de Unut”u söylemese de play-list genel olarak doyurucuydu. Konserden sonra aşkımla gidip Aslı’dan imza aldık. Ben kendimi TST olarak tanıtınca üstünden yıllar geçmesine rağmen hatırladı. Genelde CD getirenlere posterini imzalamıyordu. Ama bana torpil geçti. Sonra da fotoğraf çektirdik. Rock’n Coke’a gelmemin en büyük nedenlerinin başında Aslı geliyordu zaten… Sırf o çıksa bile gelebilirdim.

GRİPİN: Gripin’i yine bu sene Evanescence konserinden önce izlemiştim. Kısmet 2007 yılı içerisinde onları tekrar canlı izlemekmiş. “Elalem”, “Sensiz İstanbul’a Düşmanım” gibi çok sevdiğim şarkıları var. Birol’un sesini de çok beğeniyorum. Tabii ki grubun soundunda Evren Gülçığ, İlker Baliç, Murat Başdoğan ve Arda İnceoğlu’nun katkısı yadsınamaz.
BADLY DRAWN BOY: Ne yalan söyleyeyim; Damon Gough’u Rock’n Coke’a kadar tanımıyordum. O yüzden konserle ilgili aklımda net bir şey yok. Fakat İngiliz indie müziğinin önde gelenlerinden birini canlı olarak izlemiş oldum.
WITHIN TEMPTATION: Ben gerçekten nedenini tam olarak bilemiyorum ama bayan rockçı ya da metalcilerin seslerini erkeklerden daha çok beğeniyorum. Sanıyorum bunda Şebnem Ferah’ın etkisi büyük. Ruud Adrianus Jolie, Jeroen van Veen, Stephen van Haestregt, Sharon den Adel, Martijn Spierenburg, Robert Westerholt’tan kurulmuş olan Within Temptation’u kendime özel olarak hazırladığım “Woman in Rock” derlemelerin birine koymayı düşündüğümde bir gün onları canlı olarak izleyeceğimi düşünmemiştim. Sharon’un sesi tüylerimi diken diken etti diyebilirim.
TEOMAN vs RASHIT: Her ne kadar tüm müzik kriterleri bu performansı festivalin en gereksiz ve en kötü performansı olarak değerlendirseler de, her ne kadar Teoman’ı sadece sanatçı olarak sevsem de ben şahsen bir grubun bir solo sanatçıyla beraber konser verme fikirlerini sevdim. Teoman ve Oğuz Taktak biraz vokal yarışı yaptılar gerçi ama onların bu halini görmek bile keyif verdi. Hatta bir ara Oğuz kendini Iggy Pop sanıp ordan oraya atladı. Teoman da son yıllarda hiç çıkarmadığı gravatını sonunda çıkardı ve gömleğinin düğmelerini bile açtı. Oğuz da boksör kılığına girdi. Sanıyorum bir vokal maçı ya da düellosu yapıyorlardı. Erdem Helvacıoğlu, Bülent Kabaş ve Orkun Tunç da deli gibi çalmalarına rağmen iki vokalin gölgesinde kaldılar tabii… Teoman nereye gidersem karşıma çıkıyor, şimdi de bir punk grubuyla karşıma çıktı ama aslında şikayetçi olduğum da söylenemez. Kendisini sevmesem de şarkıları harika keratanın 😀 Konser sırasında Murat Beşer’in bir MJTurkFan olan oğlu Can’la da görüştük. Fakat konserden sonra her şeyi mahveden o telefon gelecekti.
CHRIS CORNELL: Soundgarden, Audioslave, Temple Of The Dog gibi grupların frontman’i Chris Cornell ve The Smashing Pumpkins, Aslı’yla beraber Rock’n Coke’a gelmemin diğer nedenleriydi. Fakat küçüklüğümün gruplarından Smashing Pumpkins’i dünya gözüyle görmek kısmet olmayacaktı. Chris Cornell’ın ise sadece ilk şarkısını ondan canlı olarak izleyebilecektim. Buna da şükür, en azından onun gibi bir starı dünya gözüyle görmüş oldum ama Michael Jackson’ın “Billie Jean”ini ondan canlı olarak dinlemek isterdim. Can’dan aldığım bilgiye göre Chris Cornell “Billie Jean”i söylemiş söylemesine ama ben izleyemedim. Chris’in konserinin başlarında konser alanını terketmek zorunda kaldık. 🙁 Çünkü ben Rock’n Coke’dayken güpegündüz eve hırsız girmiş.
Eve geldim, ailem şehir dışında, onlar da yola çıktılar, sanıyorlar ki çilingir ve polisi bekliyoruz (paniklemesinler, yolda kaza yapmasınlar diye yalan söyledim onlara), halbuki çoktan açtırmışız, eşyaların hepsi dökülmüş. Elektronik aletler (örneğin dijital fotoğraf makinası, dijital sözlüğüm, laptop gibi), altın ve mücevherler, bazı kıyafetlerim falan… Annemin mücevher kutuları boş, sadece imitasyonları bırakmışlar. Evin manzarası korkunç şu an… Arabayı da alacaklarmış, ruhsat ve anahtar başka yerdeydi, masaya koymuşlar ama panikleyip unutmuşlar. Sonra polis geldi, parmak izi aradı, bulamadı. Kan örneği de vardı kapıda ve mücevher kutularının birinde ama polisler “şüpheli varsa kan örneği alıyoruz” dediler. Amerika gibi bir ülkede yaşamadığımız için yakalanacaklarını sanmıyorum. FBI falan olsa o kan lekelerinden hemen bulurdu. Polis molis uğraştım, sabah ezanında yattık, ailem yoldan gelince gerçeği öğrenip şok oldular, annem takılarına üzülüp fenalık geçirdi falan. Çok berbat bir şeymiş. İlk kez başımıza geldi ama herkesten daha çok zararımız oldu. Tüm komşular bizimle birlikte sabahladılar falan. Michael Jackson 1993 yılında İstanbul’da konser verdiğinde küçüğüm diye gidememiştim. “Billie Jean”’i Chris Cornell’dan bile canlı dinlemek kısmet değilmiş yani. Ben de millete “İyi ki hırsız Michael Jackson hayranı değilmiş” diyerek espri yapıyorum. Bu durumda bile espri yapabiliyorum ya helal olsun bana. Bu arada kız arkadaşımın annesini tanıyordum ama babasını ilk kez bu sayede tanıdım. Böyle bir durumda tanışacağım hiç aklıma gelmezdi ama gerçekten ailem gelene kadar çok destek oldu, her şeyle ilgilendi. Mallardan çok o sırada yolda olan ailemi düşünüyordum. Neyse ki sağ salim geldiler. Cana geleceğine mala gelsin bari… YouTube’daki birçok videomda görebileceğiniz muhabbet kuşum Fıstık’ı da hırsızlar yere atmışlar. Geldiğimde Fıstık şoktaydı. Neyse ki şu an iyi… Bu özel hayata tecavüz gibi bir şey… Mesela fotoğraf albümlerime bakmışlar. Tamam, belki fotoğraflarımı internete koyan biriyim ama tek başıma çekildiklerimi koyuyorum. Özel fotoğraflarım albümlerimde, CD’lerimde kalıyor. Laptop’ta da tüm sülalenin yazlıkta çekildiğimiz fotoğraflarımız falan vardı. Ayrıca insan maddi değeri olanların yanında manevi değeri olan şeylere de üzülüyor. Mesela benim, babamın, amcamın ve rahmetli dedemin biriktirdiği bozuk para koleksiyonum da gitmiş. En çok da dede yadigarı olan Osmanlı paralarına üzüldüm.

NOT: Her ne kadar Aslı’yla sonunda tanışabilme, güzel konserler izleyebilme, Chris Cornell gibi dünya yıldızlarını görebilme gibi güzel şeyler yaşasam da 2007’de yazdığım bu yazı bana hırsızlık olayı ve bu günlük yazısının üzerinden 1 yıl sonra ayrıldığım kişinin maskesi bu yazıyı yazdığım aylarda henüz düşmediği için bana kötü şeyler de hatırlatıyor.

Yorumlar



Popüler Yazılar
Facebook Tavsiyeler
Son Tweetler
Bumerang - Yazarkafe