Efsaneler ölmez! (2009)

MICHAEL JACKSON ÖLMEDİ, ÇÜNKÜ EFSANELER ÖLMEZ!

26 HAZİRAN 2009 CUMA: Bugün rüyamda her gün olduğu gibi saçma sapan maceralar yaşıyordum. Daha sonra rüyamda bir telefon aldım. Telefondaki ses bana Michael Jackson’ın öldüğünü söylemişti. Daha sonra bazı arkadaşlarla bir araya gelip mum yaktığımı gördüm Taksim’deki bir kilise ya da camide… Sonra her sabah olduğu gibi saat 07:35’te kalktım. Cep telefonumun alarmı sabahçı olduğum her gün gibi o saatte çalmıştı. Uyandığımda “Neyse ki rüyaymış. Şu an gerçek dünyaya döndüm ve Michael Jackson hayatta” diye düşündüm. Cep telefonum uyurken kapalı olduğu için FallAgain Önder Hakanoğlu’nun 01:18’de attığı kandil mesajı yeni gelmişti. Okudum: “Güneşi yüreğinde, gözleri uzaklarda, Muhammed yolcuları arasında, cennet hesabı yapmayan cennetlikler arasında olmanın duasıyla hayırlı kandiller”… O sırada başka bir mesaj daha geldi. Saat 01:34’te yine Önder atmış mesajı… Yine kandille ilgili diye düşünerek bana 07:36’da ulaşan bu mesajı okudum: “Mahvoldum gece gece. Umarım doğru değildir. Tüm yabancı haberler flash geçti. Michael Jackson kalp krizi geçirip ölmüş”… Hala yatağımdaydım. Gözlerim fal taşa gibi açılmıştı. Daha önce defalarca “Michael Jackson öldü” diye asparagas haberler çıkmıştı. Ortaokuldan beri çıkıyordu ama internet hayatımıza girince bu ölüm yalanları artmıştı. “Yine asparagas haberdir. Önder inanıAngelMikep panik yapmıştır” diye düşündüm. Ama ardından kuzenim Mert Zaim’in saat 02:42’de attığı fakat bana 07:38’de ulaşan mesajı geldi: “Turgaycım, çok üzgünüm. Az önce Michael Jackson öldü. Bağın sağolsun. 1 saat önce kalp krizinden…” Şok içine girdim, artık kafamı yatağımdan doğrulttum. Hemen arkasından 90’lı yıllarda Türkiye’de Michael Jackson Fan Club açıp o yıllarda Number One TV’de falan çıkan İhsan Yelkencioğlu’nun mesajı saat 07:41’de cebime ulaştı: “Başımız sağ olsun”… Ağzım açık kaldı. Herhalde üç kişi aynı anda bir asparagas habere inanamazdı. Blue Jean yazarı Can Özdilek de 03:52’de bana mesaj atmış. 07:43’de bana ulaşan mesajda “Michael’ı kaybettik Turgay” diye yazıyordu. Ardından D Spor’dan Emre Kurt beni aradı başsağlığı için… “Michael Jackson cilt kanseri olduğu için günleri sayılı kaldı” haberlerine inanıyordu, ben de “Hayır, cilt kanseri olduğu haberi yalan. Daha annesi ve babası yaşıyor. Neden ölsün ki? Yazın konser turnesi bile yapacak” diyordum. Kaç ay evvel bana “Bak göreceksin, o konserler başlamadan Michael Jackson ölecek. Ben de ‘başın sağ olsun’ diye sana telefon açacağım öldüğünde” diye gıcıklık yapmıştı. Cilt kanseri olduğu haberleri gerçekten de yalan olmasına rağmen bu kehanetinin gerçekleşmesi beni şaşkına uğrattı. Sonra odamdan çıktım. Annem ve babam suratları bir karış şekilde hemen koridorda yanıma koştular. “Biliyorum” dedim. “Başın sağ olsun” diye bana sarıldılar. Onlar da çok üzülmüştü. Aslında onlar da gece öğrenmişlerdi ama beni uyandırmak istememişlerdi. Tıpkı Barış Manço’nun ölümü gibi bu haberi de sabah uyandığımda yatağımdayken öğrenmiştim. Salona geçtiğimde CNN ve BBC gibi kanallarda Michael Jackson anısına programlar yapıldığını gördüm. Evet, artık emindim. Haber gerçekti. Asparagas olsa bütün kanallar bu haberi vermezdi. 15-20 dakika şoke halde durdum ve aval aval televizyona baktım. Fakat servisi kaçırmamak için sabah hazırlıklarımı da yapmam gerekiyordu. Tuvalete girdiğimde aynada boş boş bakan gözlerle, bembeyaz olmuş bir suratla ve şok içine girmiş donuk ifadelerle karşılaştım. Artık tek başıma kalmıştım ve şoku üzerimden atmıştım. Hüngür hüngür ağlamaya başladım. Michael’ın ölmesinden çok üzgün olarak bu dünyadan ayrılması bana koymuştu. Önüne gelen dolandırmıştı, önüne gelen şiddet uygulamıştı, önüne gelen iftira ve yalan haber üretmişti, önüne gelen para için ona dava açmıştı, önüne gelen onu eşek gibi çalıştırmıştı, herkes üzerine gelmişti. İşte bu mutsuz hayatı böyle bitmemeliydi. Daha 51 yaşını doldurmamıştı. Ağustos’ta dolduracaktı. Bu yarım asıra çocukluğundan beri güzel eserler bırakmıştı ama her efsane gibi o da erken yaşta hayata veda etmişti. İdolü James Brown ya da hem kendisinin, hem de rol arkadaşının oynadığı son çalışma olan “You Rock My World”deki partneri Marlon Brando gibi yaşlandığında hayatını kaybetmesini isterdim ama o da büyük bir çoğunluk (Elvis Presley, Freddie Mercury, Marilyn Monroe, Jim Morrison, Bob Marley, Jimi Hendrix, James Dean, Barış Manço) gibi hızlı yaşayıp genç ölen efsanelerin arasına girmişti. Fakat “Efsaneler asla ölmez”di. Kalbimizde yaşayacaktı. İşte bu yüzden işe gider gitmez Facebook’taki status’umu “Turgay Suat Tarcan diyor ki: ‘Efsaneler Ölmez’” diye değiştirdim. Ve Facebook ana sayfamdaki manzarayı görünce çok duygulandım. Sadece Michael Jackson fan’ları değil, MJ ile en alakasız kişiler bile status’larında Pop’un Kralı’nı anıyorlardı. Bu arada “Charlie’nin Melekleri”nden tanıdığımız Farah Fawcett da vefat etmiş. 70’ler ve 80’ler dönemi hakikaten nostalji olmaya başladı galiba. Bugünün astrolojik bir açıklaması olmalı.

Ofise girer girmez başsağlığı taziyeleri başladı. Herkesin ilk aklına ben gelmişim. Herkes bana destek oluyordu. Ayrıca birçok mail ve Facebook mesajı almıştım. Sabahtan akşama kadar da telefonum susmadı. Uzun zamandır beni arayıp sormayanlar bile bana başsağlığı dilemek için telefona sarılıyorlardı. İşte bana gelen mail ve internet mesajlarından örnekler:

Hakan Medeni – 26 Haziran, 12:14: “hepimizin başı saolsun arkadaşlar…:((((((“

Ece Sonat Kaya – 26 Haziran, 14:31: “evet hepimizin başı sağolsun:(“

Hüseyin Karanfil – 27 Haziran, 01:36: “Başımız sağolsun arkadaşlar. Ne yazabilirim ki yazsam ne buraya sığar ne de yüreğimin yangını söner. Tekrar başımız sağolsun.”

Burcu Baber – 26 Haziran, 19:23: “Turgay, haberi duyar duymaz aklıma ilk sen geldin. dediğin gibi “efsaneler ölmez”..”

Ahmet Güzel – 26 Haziran, 10:23: “Başımız sağolsun. Büyük kayıP”

Levent Tarhan / atelier-lev.com: “turgaycim
bu sabah uyaninca michael jackson´un öldügünü ögrendim ve tabii ki aklima ilk gelen sen oldun. eminim çok üzülmüssündür, basin sagolsun.
çok sasirdim, daha çok gençti.
bu arada dün annenden duydum CNN´e geçmissin. ona çok sevindim, tebrik ederim 🙂
öpüyorum, herkese selamlar
Levent TARHAN / atelier-lev.com
Graphic Design_Illustration_Web Design”

Mustafa Atan: “TST cim başın sağolsun”

Hüseyin YAVUZ: “TST’CİĞİM MİCHAEL JACKSON HAKK’IN RAHMETİNE KAVUŞTU. NUR İÇİNDE YATSIN. BAŞIN SAĞOLSUN.”

nicky – 26/6/2009 15:29:39: “başımız sağolsun turgay.
ne kadar kötü birşey bu böyle 🙁
sabır…”

Simena- 27/6/2009 14:35:38:Kralın ardından
Turgay, başımız sağolsun..İlk gün şoktu, bugün onun vefat etmesini daha yeni yeni anlayabiliyorum.Toprağı bol olsun..”

Ahmet Edip Taşoğlu – 26 Haz 2009, 02:05: “ya turgay:((((((((((((((
öldü abi ya………1 hafta varken konserine öldü adam bumu adalet.yıldızlar böylemi
ölür………..offffffffffffffffffff”

Necati Tezcan – 29 Haziran, 16:32: “turgay başım sağolsun kardeşim ben bile duyunca ilk aklıma sen geldin üzüldük”

çiğdem Selin Kulabaş – 28 Haziran, 19:20: “turgaycım haberi aldığımda salonda hem tv seyredip hep idman yapıyodum birden eyvah turgay diye bağarmışım bütün arkadaşlarım ne oldu turgay kim diye sordular bende seni anlattım şimdi vaktim oldu yazmaya sana üstümde kalmasın ogün yanımda olanlarda başsağlığı dilediler büyük bir fırtınaydı hayatı boyunca zirvede kaldı ve zirvede öldü ama bedenen şarkıları ve siz sevenleri onu sonsuza dek yaşatacaksınız”

Hasan H. Kolu – 27 Haziran, 12:28: “kardeşim başın sağolsun”

Ayşe Ü. – 26 Haziran, 14:20: “cnmmmm walla cok uzuldum basımız sag olsun cok uuzldummmm ama efsane adı ustunde ımmortal”

Mustafa Gezertekin – 26 Haziran, 07:49: “Güneşimiz battı…”

Emrah Soğukpınar – 26 Haziran, 02:20: “Turgay en çok da senin başın sağolsun, Michael Jackson ölmüş… :((((“

margieart

Bunları bana özel olarak atılan mesajların ne kadar çok olduğunu göstermek için değil, hatıra olarak yazıyorum. Yoksa sabahtan akşama kadar yüz yüze görüştüğüm insanlar ve telefonla arayanlar bu sayının çok çok üstündeydi. Sanki bir akrabam ölmüş gibi arıyorlardı. Hatta akrabalarım öldüğünde bile böyle aranmamıştım. İnsanlar “Biz bile üzüldük. Sen nasıl üzülmüşsündür?” diyorlardı. Bu arada BJK TV’den Özgür Şenel bana “Depeche Mode konseri iptal olmuş”, “Michael Jackson ölmüş” diye takılıyordu. Fakat hakikaten de Depeche Mode konseri iptal oldu ve Michael Jackson öldü. Zaten kendisi de 13:12’de bu sefer espri olarak değil, ciddi olarak “Turgay, başın sağ olsun” diye mesaj attı. Keşke yine şaka olsaydı. “Bir şeyi ne kadar çok söylersen doğru çıkar” derler ya atalarımız, The Secret felsefesi misali doğruymuş. Zaten Michael da This Is It’in basın toplantısında “Bu benim son turnem olacak. Perde kapanacak” diyordu. Belki de olumsuz enerjiyi çekti bunu diyerek… Ya da hissediyordu bir şeyler… Evliyken Lisa Marie Presley’e de söylemiş “Sonumun baban gibi olacağını düşünüyorum” diye… Ama ölümünden sonra onun masum olduğunu itiraf eden Martin Bashir’in programında “Sonsuza kadar yaşamak istiyorum” demişti. Evet, sonsuza kadar yaşayacak. Tarih onu unutmayacak. Herneyse, işte “This Is It” toplantısındaki açıklamaları ve yarıda kalan albüm çalışmaları nedeniyle Michael’ın ölümünü Barış Manço ve rahmeti ressam dedem Kerim Sebati Tarhan’a benzetiyorum. Michael’ın gerçek ölüm nedeni 1 ay sonra belli olacak ama şu an kalp krizinden olduğu söyleniyor. Rahmetli dedem ve Barış Ağabey de kalpten ölmüşlerdi. Barış Manço “Mançoloji benim son albümüm olacak” demişti ve albümü çıkmadan hayatını kaybetmişti. Dedem ise 1996 yılında sergi çalışmaları sırasında heyecandan kalp krizi geçirip vefat etmişti ve ne acıdır ki “Bu benim son sergim olacak” diyordu. Sergisini göremeden ölmüştü. Bazı tabloları yarım kalmıştı. Cenazesinin kalktığı gün hala bazı tabloları ıslaktı. Bunu vasiyet sayarak sergiyi biz açmıştık ama tabloların satılmasını önlemiştik. Sevmediğim bir şarkıcı da olsa sanatına saygı duymak zorunda olduğum Zeki Müren bile jübile yayını sırasında mikrofon ödülü aldıktan sonra kuliste yine kalp krizi nedeniyle yaşamını kaybetmişti. İşte Michael Jackson’ın da sonunun böyle olacağını hiç tahmin etmiyordum.
Ben bir yandan MjTurkFan’ın forumlarını gezip, bir yandan çalışırken Doğan Haber Ajansı’ndan bir kız yanıma gelip “Turgay Bey, Michael Jackson Fan Club’la ilgileniyormuşsunuz, doğru mu?” diye sordu. Ben de “Evet” dedim. “Michael Jackson’la ilgili bir anma yaptığınız zaman bana haber verebilir misiniz?” diye sordu. Ben de “Tabii ki” dedim. Zaten onlar bana gelmese bile haber verirdim. Sergi ve dans gösterileri yaptığımız zaman sürekli haber veriyordum. Fakat gelmiyorlardı. Ölümünden sonra kendilerinin bana gelmesi biraz düşündürücü oldu ama yine de iyi ki zamanında kapılarını aşındırmışım. Böylece akıllarına geldim. Hemen Mirhan’a haber verdim. Zaten bir anma düşündüğünü söyledi. Davut aradı sonra… Saat 14:00’de Eminönü’ne Star TV’nin MJ Fan’larla röportaj yapacağını söyledi ve gelip gelemeyeceğimi sordu. İşte olduğum için gelemeyeceğini söyledim. Zaten olayı aklımdan çıkarabilmek için aklımı işime vermiştim. Performansımı düşürmesine izin vermemeliydim bu acı haberin… Fakat DHA’nın anma töreni olduğunda geleceğini söyledim. Saat 20:00’de de Taksim Meydanı’nda toplanacakmışız. Bunu da MjTurkFan’ın İstanbul sorumlusu Engin’in açtığı forum konusundan öğrendim. Oraya kesinlikle gideceğimi ve DHA’yı da yollayacağımı söyledim. Hatta sırf 20:00’deki anmaya erken yetişebilmek için işten 19:03 servisi yerine 18:03 servisiyle çıktım. Fakat evdeki hesap çarşıya uymayacaktı.
Eve gider gitmez Michael Jackson bayrağımı aradım. Fakat bulamadım. İç çamaşır rafımın altına sıkışmış, görmemişim. Ben de Michael Jackson t-shirt’ümü ve fötr şapkamı yanıma aldım. Fakat MJ t-shirt’ümü giymedim, çünkü üzerinde “1958-1990” diye yazıyordu. Onun yerine Superman t-shirt’ümü giydim ve fötr şapkamı taktım. Yemek yemeden evden çıktım. Çocuklar beni görüp “Aaa, Superman” diyorlardı. Bir de yanıma 1995 yılında aldığım HIStory sweat-shirt’ümü aldım. Artık bana olmadığı, çok eskidiği ve zaten olsa bile hava sıcak olduğu için giyemezdim ama sırtıma heykel resmi gözükecek şekilde takacaktım Taksim’de… Fakat daha önümde uzun bir yol vardı.
“Taksim otobüsü şimdi trafiğe takılır” diye metrobüse bindim. Amacım Mecidiyeköy’e gidip, oradan metroyla Taksim’e geçmekti. Fakat aksilik oldu. Bir metrobüs bozulmuş. Haliyle diğer metrobüsler de durdu. Çünkü maalesef metrobüsü icat ederken “Bir metrobüs bozulursa diğer metrobüsler nasıl geçecek?” diye düşünmemişler. Binlerce insan metrobüsten inip yürümeye başladı. Ben de bunlardan biriydim. Davut’u arayıp yetişemeyeceğimi, çok pis bir durumda olduğumu söyleyip DHA’nın telefonunu verdim. Artık yaya köprüsünden geçen insanlar durmuş metrobüsleri ve yürüyen yüzlerce mağdur yolcuyu cep telefonlarıyla çekiyordu. O kadar rezil bir haldeydik. Zaten haberlerde bile vermişler.

 

Neyse, yarım saat rötarlı da olsa Galatasaray Meydanı’na ulaştım. Aslında Taksim Meydanı’nda yapılacaktı ama izin alınamamış. Polisler de bekliyorlar sanki siyasi göstericiymişiz gibi… Anmaya yetişemedim, DHA ve Cihan Haber Ajansı da gelip çekmişler ama zaten benim amacım görünmek değildi. Böyle bir günde bu düşüneceğim en son şeydi. Ben sadece Türkiye’deki hayranlarının onu ne kadar çok sevdiğini göstermek için onları yönlendirdim. O anma gösterisi televizyonlarda yayınlanmışsa ve Alman gazetelerinde “İstanbul” diye diğer ülkelerin yanında Türkiye’nin de andığı belgelenmişse benim bunda payım olduğu için kendime duyduğum gurur zaten bana yetti ben olmasam da o görüntülerde… 2001 yılında MjTurkFan’ı kurarak bir araya gelmemize vesile olan ama uzun zamandır buluşmalara katılmayan Mirhan’dan tutun özel sebepleri nedeniyle daha önce hiçbir buluşmaya gelmeyen Sedef Taymaz’a kadar gelmeye engeli olmayan çekirdek kadronun en önemlileri ordaydı. MjTurkFan’a üye olup da Michael Jackson Türkiye’ye üye olmayanlar da vardı, Michael Jackson Türkiye’ye üye olup da MjTurkFan’a girmeyenler de vardı. Herkesi üzgün bir şekilde orada görünce yine ağlamaya başladım. Ellerinde posterler, üzerlerinde MJ t-shirt’leri vardı. Bizim yıllar evvel tanışmamıza neden olan adam ölmüştü. Şimdi ise onun sayesinde tanışan ve dostluklar kuran bu fan’lar tek bir şey ordaydı: Michael’ı anmak… Önce Özsüt’te oturduk, herkes içini döktü. Ağladık, sızladık… Özellikle de ben… Herkes bana moral vermeye çalışıyordu. Birkaç kişi önüme sürekli selpak mendil koyuyordu ama üzüntüden kimlerin koyduğunu fark etmedim. Konuşma yapmamı istediler, önce yapamadım. Biraz boşaldıktan ve su içtikten sonra kendime geldim ve ben de konuştum. Zaten kötüyüz, bir de insanlar duygusal duygusal konuşup ağlıyorlar. Ben de fena oldum tabii ki… Aslında fena da olmadı, içimi boşaltıp rahatlamış oldum. Çünkü gün boyu boğazımda düğümlenmişti. Allah başka acı vermesin, ama sonuçta 6 yaşından beri dinlediğim ve hayatıma anlam katan bir sanatçıydı o… Üzülmemek elde değil… Onunla hiç tanışmamış olsam da hep hayatımdaydı. Onun sayesinde televizyoncu oldum. İlk olarak onun şarkılarına klip yaparak bu sektöre merak sarmıştım. Onun sayesinde Billboard dergisi benimle röportaj yaptı ve onun gibi dans etmeye çalışmam nedeniyle Billboard dergisi Ocak 2007’de benim “TST Megamix 1 – MJ Megaremix” klibimi 2006’nın en iyi YouTube kliplerinden biri seçti. Onun sayesinde Aralık 2006’da “Dünyada ayın Michael Jackson Fan’ı” seçildim. Onun sayesinde Japonya’dan Amerika’ya resimlerim ve videolarım yabancı sitelerde yayınlandı. Onun sayesinde Hollywood Weekly dergisinde yazım yayınlandı. Onun sayesinde Blue Jean’in verdiği bir kitapta emeğim olduğu için adım yazıldı. Onun sayesinde dans gösterileri yaptım. 2004 yılında Taksim’de davayı protesto amacıyla Michael Jackson bayraklarıyla yürüyüş yapmıştık. 2009 yılında bambaşka bir nedenden dolayı yürüdük. Mayıs 2005’de dava sırasında Margie De-Farie aracılığıyla Neverland’deki evinin kapısına onun masum olduğunu söyleyen Türk bayraklı fan pankartı astırmıştım. Zaten o pankart ona uğurlu gelmişti ve masum olduğu kanıtlanmıştı. Şimdi ise Los Angeles’a yine aynı kişi aracılığıyla Türk bayraklı pankart asılıyor ama bu sefer daha kötü bir sebep yüzünden… 2000 yılından itibaren çeşitli yıllarda Margie ve Karen Faye aracılığıyla çeşitli sebepler nedeniyle (kutlama, destek, v.s.) benim ve diğer fanların mesajlarını Michael Jackson’a ulaştırmıştım. En son 3 hafta evvel Dolapdere Big Gang’in “Billie Jean” yorumuyla yaptığım klibimi CD olarak Michael Jackson’a ulaştırmıştım. Şimdi ise ona dualarımızı ulaştırıyoruz. 1993 yılında İnönü Stadyumu’ndaki konserine çoğumuz gidememiştik. Maalesef “This Is It” turnesi ne Londra’da, ne Türkiye’de, ne de başka bir ülkede gerçekleşecek.
Neyse, daha sonra tatlıcıdan ayrılıp Taksim Meydanı’na doğru fötr şapkalarla, t-shirtlerle, posterlerle yürüyüş yaptık. Keşke haber ajansları az kişi olan o saatte değil de daha kalabalık olduğumuz (hatta bir türbanlı kadın bile geldi oğluyla ağlayarak), giderek arttığımız daha geç saatlerde gelebilselerdi. Ama olsun, yine de sesimizi duyurabildik ya önemli olan o… Fanikülerle Kabataş’a geçip sahilde bir çay bahçesinde gece yarılarına kadar oturduk. Yarın da Okan Bayülgen’in “Disko Kralı” programına gideceğiz. Michael Jackson anılacak programda… Sonra Taksim’e dönüp dağıldık. Belki rüyamdaki gibi mum yakmamıştım ama SMS ile de olsa gerçekten tıpkı rüyamdaki gibi Michael’ın ölümünü telefonla öğrendim ve anma günü yaptık. Gece uyurken gözüme sürekli Michael’ın sedye görüntüleri ve oksijen maskeli hali geldi. Nur içinde yatsın. Tam da kandilde öldü. Müslüman olup olmadığı beni ilgilendirmiyor. Hangi dinden olursa olsun onun cennette olduğuna eminim. Ölümünden sonra gerçekleri itiraf eden iftiracıların ise gideceği yer belli en dibinden…

©2009 TST Interactive Company

Yorumlar



Popüler Yazılar
Facebook Tavsiyeler
Son Tweetler
Bumerang - Yazarkafe