Laneth’in Volvox Röportajı

Soğuk ve karlı bir İstanbul günü. Ben, Çağlan ve Maruz, bu kez Acıbadem yollarındayız. Canımız acıbadem çektiğinden değil, Volvox’la söyleşimiz var. Soğuk titretici. Tipi ise, tarafımdan gerekli uyarı yapılmış olmasına karşın Çağlan Bey’in minibüs şöförüne “müsait bi yerde” demesini engelletici boyutlarda. Böyle olunca zaten o tipide onbir dakikadır beklettiğimiz Duygu’yu bir 30 saniye daha bekletiyoruz. Duygu üçümüzü gördüğünde o tipide daha fazla beklemek zorunda kalmadığına sevindiği için gülümsüyor ve alabildiğince hızlı adımlarla üzerimize doğru geliyor. Maruz ve Çağlan’ın “Hadi tanımıyormuş gibi yapalım” önerisini esefle kınadıktan sonra elinde üçümüzün de gözünün dönmesine yol açan pasta kutusu olan Duygu’ya titreyen ciğerlerimin elverdiği ölçüde çıkan sesimle bir mereba çakıyorum. Çağlan’la Maruz tanımıyormuş ayaklarında yürüyerek bir Kadıköy yapıp geliyorlar. Şöför eğitim pisti gibi bitakım garip sokaklardan geçip, Gül’ün iki arkadaşıyla paylaştığı evine ulaşıyoruz. Kapıyı açan Şebnem “Hoşgeldiniz” değil, “Eyvah, terliklerle çıktım, görmesinler” deyip içeri kaçıyor. Neyse malum hoşbeş filan derken sıra nihayet pastayı yemeye… pardon röportaja geliyor. (ananas ve kiviliymiş…).
“Soru hazırladın mı oolum?” uyarılarıma karşın “Ben soru hazırlamam, emprovize röportaj yaparım” diyen Çağlan’ın –aksilik işte- röportaj öncesinde emprovatörünün bozulması üzerine (pardon kızlar) köt kibi kaldık bir an. Ama yeri göğü sarsan dehamla bir röportajda sorulabilecek en kötü ilk soruyu sordum Volvox’un prenseslerine: Acaba sürekli Şebnem’in lanse edilmesi, Volvox’un frontwomanıymış gibi davranılması Ebru, Duygu ve Gül’ü rahatsız etmiyor muydu? Hayır. Onlara göre genelde vokal ilgi çektiği için Şebnem ön planda. Ama grupta liderlik diye birşey yok. Yine de grubu Şebnem’in kurduğunu ve tüm beste/lirikleri de hazırladığını öğrenince bu konudaki merakım tatmin olmamış, giderilmemiş bir biçimde yüreğimin şurasında kalmaya devam etti. Böylesi abuk bir soruyla başlamamı “Haydaaa” nidalarıyla karşılayan Çağlan, neyse ki grubun kuruluş hikayesini sorarak durumu toparladı. Not aldığımız kağıtta yazmıyor ama sanıyorum 1988’de Şebnem’in kurduğu Volvox, o dönem klavyeci Arzu ile birlikte 5 kişiymiş. Şebnem ilk olarak gitar dersi alan Duygu’yla bağlantı kurmuş. Ondan okey alınca klavyeyle ilgilenen Ebru’yu da bas çalmaya ikna etmiş. Gül’ün nasıl katıldığını niye kimse söylemedi yaaa? Herneyse, o da Megadeth’te çalıyormuş, Volvox’tan teklif alınca buraya gelmiş işte. Bir süre sonra klavyeci Arzu ayrılmış ama yerine de kimse alınmamış. Çünkü grup klavyeci istemiyormuş. Volvox olarak ilk konserlerine 3 Aralık 1988’de Mirage’le birlikte Bursa’da çıkmışlar. Konserde unutulmadık bir ilgi gören Volvox, o günlerde en az haftada bir çalışma yapıyormuş. Şimdi ise elemanların ayrı şehirlerde, ayrı okullarda olması, sık sık biraraya gelmelerini engelliyor. Okullar deyince Şebnem ODTÜ İktisat’ta, Duygu Boğaziçi Felsefe’de, Ebru Boğaziçi İngiliz dilinde, Gül ise Marmara Güzel Sanatlar Endüstriyel Tasarım’da okuyor. Yurdun ve İstanbul’un muhtelif yörelerine dağılmış olmaları çalışmaları bir miktar aksatıyorsa da, mümkün olan en sık aralıklarla stüdyoya kapanıyor dörtlü. Çünkü Volvox onlar için çok önemli ve grup için yapılan çalışma da herşeyden üstün. Yani büyük gerekçeler dışında (sınav gibi) biri çalışalım dediğinde hayır diyen olmuyor.
Gençler, güzeller… Peki bir grup kurup rock yapmaları nasıl karşılanmış? Önce aileler diyoruz. Ağız birliği etmişcesine dördü de – hatta konu mankenliğinden sıkılmış görünen Maruz da eşlik ediyor onlara – “Oooo canım annemler, babamlar” diyor. Yani bu yanıt ailelerinden sürekli destek aldıklarını ortaya çıkartıyor. Olumsuz tepkiler ise, çok şaşırtıcı ama en çok kızlardan gelmiş. “Çünkü kızlarımız dünyaya at gözlüğüyle bakıyor. Gelişmek, değişmek onlar için sadece biçimsel. Yani kafalarda hiçbir gelişme yok.” diyor Şebnem. (Haklı) Erkeklerin daha yapıcı eleştirilerle yaklaştıklarını söylüyorlar. Aslında başta “Bu iş erkek işidir” gerekçesiyle ya da küçümser havalarda tepki gösteren erkekler de olmuş ama Volvox’un başardıklarından sonra bu tavırlar yerini dostluğa, yapıcı eleştirilere bırakmış. Peki, grubun kızlardan oluşması nasıl karşılanmış? Cevap güzel: “Kız grubu diye bir şey yoktur. Rock grubu vardır. Önemli olan o müziği yapanların cinsiyeti değil, nasıl yaptıklarıdır.” Eh, bunun üstüne Hıbır-Laneth-Tempo’nun ortaklaşa düzenledikleri Yılın Oscarları’nda En Seksi Kadın kategorisinde Volvox’un dört elemanının ilk beşte olmasını nasıl değerlendirdikleri sorulur yani. Sorduk netekim. Gül, 3.lüğü Zürafa’ya kaptırdığı için moralman yıkıkmış… Yok yok, bu konu için sadece “Halkın takdiri, bizi sizler yarattınız, canlarım” demekle yetiniyorlar desem yalan olur, çünkü Şebnem bir de “Başka seçenek olmadığı için bizim seçilmemiz çok doğal” dedi…
Makyaj ve dekolte konusuna gelelim. Volvox, ilk zamanlar konserlere özellikle makyajsız ve erkek görünümlü çıkarmış. Çünkü “kötü müziklerini görünümle kapatıyorlar” türü lafların çıkartılmasını istemiyorlarmış. Hatta sahne arkasında makyaj yüzünden az kavga etmemişler. Ama son zamanlarda Volvox’u makyajlı görüyoruz. Acaba çok mu hata yapıyorlar da, görünümleriyle mi kapatıyorlar??? Tabii ki hayır! “Bizim için başkalarının ne düşündüğü önemsiz. Kendimizi o gün nasıl hissedersek öyle çıkıyoruz. Makyaj ve dekolte konusunda bir saplantımız yok. Ve bunları kesinlikle hata örtmek için kullanmıyoruz.” diyor dört volvo…
Volvox’un İstanbul’da ilk konseri malum Pangaltı İnci’ydi. O konserden hayli memnun ayrılan grup en kötü konser olarak Dünya Öpüşme Günü’nde La Nuit Bar’dakini gösteriyor. Gerek Şebnem’in kısık olan sesinden dolayı düşen vokal performansı, gerekse ses tesisatında meydana gelen aksaklıklar yol açıyor bu değerlendirmeye. Seyirci derseniz, en çok İstanbul seyircisini beğeniyorlarsa da bazen aşırı agresif olduklarından yakınıyor Volvox. “Onlar azınca biz de gaza geliyoruz ama çaldığımız yere zarar gelmesini istemiyoruz. Yani zarar vermedikçe coşkuya evet.” diyorlar. Bu arada bazı hatun seyircilerin saygısız davranışlarından da şikayetçiler. Dinlediklerini sorduğumuzda “radyo” diye özetliyor baştan beri sımsıcak esprileriyle evi ısıtan Gül. Biraz açarsak Türkiye’den Pentagram ve Asım Can diyorlar. Tam yabancıları soracakken “Dr.Skull” diye atılıyor Duygu. “Helal işte, oleey, yakışır, babbaa beaa” gibi kelimelerle Duygu’nun açıkladığı görüşü olumlu bulmanın ötesinde iki de takla atarak destekliyorum. (Ben de-Ç). Gavurlardan ise Rainbow, Guns n’Roses, Malmsteen, Satriani ve Deep Purple’ı seviyorlar. Bu arada “Biz Metallica’yı aştık” gibisinden ukalalık yapanlara “Biz hala aşamadık, Metallica dinliyoruz.” diyorlar. Son olarak grubun gelecek planlarını soruyoruz. “Yaptığımız hobi değil. Şu an bizim için bir okul, bir de Volvox var. Birini seçmek zorunda değiliz. Bu işten para kazanmak zorunda olmayı istemiyoruz. Artı, ev kadını olsak bile bu müzik yapmamızı engellemez. Yakın bir gelecekte demo düşünüyoruz. Öyle ki, demosuzluktan birçok teklif almış olmamıza rağmen TV’ye evet diyemiyoruz. Önce bunun üzerine gideceğiz. Belki daha sonra yasal kaset de olabilir.”. Ya yurtdışı bağlantısı? (Hani sondu lan?) “Bu olaya biraz gerçekçi bakıyoruz. İnsan nerede yaşadığını ve imkanlarını bilmeli. Karşı tavrımız yok ama en azından şu an yurtdışı için hiçbir düşüncemiz de yok” diyorlar.
Önceden soru hazırlamamanın ezikliğiyle şekilden şekile girerek (Çağlan top şekline girdi) ve daha önemlisi Duygu, Gül, Ebru ve Şebnem’in elleriyle yaptıklarına hiçbirimizi inandıramadıkları pastayı yerken kendi ağızlarımızla yaptığımız röportajı böylece bitirdik. Kızlar tam kurtuldukları hissine kapılmışken Maruz ve ben fotoğrafçı şekline girerek toplam 74 karelik fotoğraf maratonuna davet ettik onları. Tabii ki kırmadılar bizi. Evet beyler, bu yazı bu kadar. Son turlar, hadi bakalım kapatıyoruz artık.

NOT: Yıllar önce yaptığı bu röportajı üşenmeden scan ettirip bana ulaştıran, böylece klavyeye geçirmeme yardımcı olan Süreyya Ezgi’ye çok teşekkür ediyorum. (07.09.04 – TST)

Röportaj: Volvox
Kaynak: Bu röportaj ilk olarak şu an www.sebnemferahclub.com ve www.sebnemferahfan.com olarak ikiye ayrılan www.sebnemferah.org sitesinde yayınlanmıştır ve www.tst.gen.tr ‘nin sahibi Turgay Suat Tarcan tarafından internete kazandırılmıştır. İzinsiz ve kaynak belirtmeden kullanılamaz.
Kiminle: Süreyya İzgi (Laneth)
Tarih: Mart 1992
RÖPORTAJ: Süreyya İZGİ, Çağlan TEKİL
FOTOĞRAFLAR: Süreyya İZGİ, Maruz MÜŞKÜL

 

volvox1

Yorumlar



Popüler Yazılar
Facebook Tavsiyeler
Son Tweetler
Bumerang - Yazarkafe