banner
banner

Hortlak Menkibe

Artık çok hastaydım. Sonumun geleceğinden adım gibi emindim. Dile kolay… 68 yıl geçmişti aradan. Ne çabuk da geçmişti. Daha dün bahçemizde koşup sek sek oynarken yaşlı teyze oluvermiştim bir anda…
Yatakta kolumun kıpırtamayacak kadar halsiz yatarken insanlar etrafımı sarmışlar, birşeyi bekler gibiydiler. Onların benim bu halime üzülmeleri beni çok yıpratıyordu. Birden kendimi iyi hissetmeye başladım. Bir kuş kadar hafiftim. Hemen yataktan fırladım. Ama çocuklarım, torunlarım, yakınlarım hala yatağıma bakıyorlardı. “Ben iyiyim. Artık iyileştim.” dedim. Kimse beni duymamıştı. “Hey, size söylüyorum. Ben iyiyim dedim…” derken onların ağladıklarını farkettim. Yatakta olmadığımdan emindim ama bana benzer yaşlı bir kadın vardı. Yaklaştım ve yataktakinin ben olduğumu gördüm. GhostWoman
Evet, artık öldüğümü anlamıştım. Buna çok şaşırdım. Ben ölünce bir karartı olacağını, sonra cennete gideceğimi sanıyordum. Birden arkamda siyah giyinmiş birşey gördüm. “Merhaba. Ben Azrail.” dedi. “Ben de Menkibe.” diye cevap verdim. Gülmeye başlamıştım. Azrail bana “Çok garip, değil mi? Sanırım ölmeye, daha doğrusu dünyadan ayrılmaya daha hazır değilsin. Senin ruhunu, yani öz olan seni şimdilik almıyorum. Yani sana torpil yapıyorum. Ama merak ediyorsan hayatını bir film şeridi gibi seyrettirebilirim.” dedi. Ben “Evet, daha hazırlıklı değilim. Bu evde hatıralarım var. Biraz daha burda kalmak istiyorum.” dedim. Azrail bana hayatımı seyrettirdi. Hayatım bir filmden çok torunlarımın “Klip mlip” dedikleri şeye benziyordu. Acısıyla tatlısıyla, unuttuklarımla hatırladıklarımla uzun bir hayat geçirmişim. Hem hayatımın dolu dolu olduğunu anlamıştım, hem de şerit gibi gözümün önünden geçmişti hayatım. Seyrederken tüylerim diken diken olmuştu. Doğru ya? Benim tüylerim artık yoktu ki… Bir enerjiydim sadece… Azrail “Ben gidiyorum. Daha çok can almam gerekiyor. Sana hayaletlik yaşamında başarılar. Yalnız mecbur kalmadıkça hortlama.” dedi. Azrail filmlerde korkunç olarak gösterilir ama bu meleği tutmuştum. Bu fırsat kaçar mıydı? Tam kaybolurken Azrail’e “Hey! Birşey soracağım. Hep merak etmişimdir. Şu anda dünyanın dört bir yanında insanlar ve hayvanlar ölüyor. Şu anda senin görüntünü eksiksiz olarak görüyorum. Nasıl bunu başarıyorsun?” diye seslendim. O da “Sadece Dünya’da mı can alıyorum sanıyorsun? Başka gezegenlerde de hayat var. Bunu nasıl yaptığımsa meslek sırrı. Belki cennete geldiğinde bir ara anlatırız.” diye cevaplayıp kaybolmuştu. Artık odada cesedimle yalnızdım. Hakikaten, bizimkiler nereye gitmişti acaba? Derken içeri tanımadığım adamlar geldi. Cesedimi sedyeyle aldılar. Oğullarımdan bir tanesini ve torunlarımdan birkaçını gözü yaşlı olarak cesedime bakarlarken gördüm. Kızımın arka odadaki ağlamasını da duyuyordum. Onları takip etmeye karar verdim. Karşımda 10 yıl önce rahmetli olan kocam belirdi. “Aaa, merhaba. Çok özlemişim seni. Hadi gel, ambülansı takip edelim birlikte… Çabuk ol Nejat! Yolda konuşuruz.” dedim. O da “Kusura bakma Müzeyyen. Benim cennete dönmem gerekiyor. Biri öldüğünde sevdiklerinden biri belirir. Senin ölümünde annen, baban ve diğerleri bu görevi bana verdiler. Sadece birkaç dakika görünme hakkım var. Zaten cennete geleceksin. Orası çok güzel. Ne istersen var. Cennete geldiğinde haber ver. Görüşürüz!” diyerek kayboldu. Daha cennete gelmeye hazır olmadığımı, daha sonra geleceğimi söyleyemeden kaybolmuştu. Hakikaten, orada şimdi huriler de vardır. Onların hesabını öbür tarafta sormayı düşünerek dışarı çıktım. Fakat ambülans hareket etmişti bile… Evde kalamazdım. Cesedime ne yapacaklarını merak ediyordum. Ayrıca yakınlarımın feryatlarından, “Ne iyi kadındı” muhabbetlerinden de gına gelmişti. E, ben hayaletim. Öyleyse kendimi ışınlama gibi özelliklerim de vardır. Bir ambülans düşünerek kendimi ışınladım. O da ne? Bu ambülansta ne benim cesedim, ne beni taşıyan adamlar, ne de yanımda duranlar var. Başka insanlar var. İki tanesi de yaralı… Çok geçmeden bunun nedenini anladım. Başka bir hastanenin ambülansını düşünmüştüm.
İkinci ışınlanmam doğru ambülansa olmuştu. Cesetimi takip ettim. Bembeyaz bir yere getirdiler. Evet, bu morgdu. Bir tane bölmeyi açtılar ve beni içime koydular. Küçük bir kız gördüm. Bu kızın morgda ne işi vardı? Çok geçmeden o kızın da ruh olduğunu anladım. Bana baktı ve korkarak geri çekildi. “Korkma kızım. Ben de yeni ölmüş biriyim. Sen de cesetini takip ettin sanırım. Sen neden öldün?” diye sordum. Küçük kız rahatlamıştı. “Kusura bakma teyze. Neler olduğunu anlayamıyorum. Bana hiç bu olanları anlatmamışlardı. Bir amca kamyonuyla beni ezdi. O yüzden öldüm.” deyince benim aklıma çok güzel bir fikir geldi. “Sen de daha cennete girmeye hazır değilsin herhalde. Hazır olana kadar birlikte kalalım. Hem ara sıra hortlayıp insanların tepkilerine bakıp güleriz.” deyince kız olmaz der gibi başını salladı. “Bu mümkün değil. Azrail diye birinin söylediğine göre vakitsiz ölmüşüm. Dünyada yapacak çok şeyim varmış. Önemli bir insan olacakmışım ölmesem… Birazdan beni almaya gelecekler. Küçük bir bebek olarak yine doğacakmışım.” dedi. Ben “Hee, reenkarnasyon gerçekmiş meğersem.” deyince kız şaşırıp “O ne demek?” diye sordu. Beyaz bir melek “Hadi Seda, gidiyoruz.” diye çıkıverince ona olan son sözlerim “Neyse, boşver. Yeni hayatında öğreneceğin çok şey var. Başarılar.” olmuştu. O ve melek kaybolunca morgun benim cesedimin olduğu bölümün içine girdim. Cesedim bembeyaz ve soluk olmuş. Günümü diğer cesetlere bakıp, hastanedeki olayları izlemekle geçti.
Ertesi günü cesetimi çıkarıp tabuta koydular. Tabutum hiç de güzel değildi. Keşke vasiyatnamemde “Beni filmlerde gördüğüm tabutlar gibi bir tabuta koyun.” deseymişim. Bildiğimiz gibi, yeşil bir cenaze arabasında cesetimin yolculuğu başlamıştı. Nasıl gömüldüğümü anlatmak istemiyorum. Duymak istemezsiniz. O ilk düşen toprağı ve yakınlarımın çığlıklarını ömrüm boyunca unutmayacağım. İyi de zaten ömrüm bitmiş. Gerçekten bu ruhani yaşamdaki her keşif başlı başına ilginç bir olay olmuştu benim için…
Ölümümün üzerinden bir yıl geçmişti. Evimin satılmasından çok çocuklarımın miras paylaşımı kavgası beni üzmüştü. Bir hafta geçmeden yeni sahipler geldi. Yeni sahipler dört kişilik bir aileydi. Çocukları çok sevmiştim. Çok tatlı ve masumlardı. Biri 5, diğeri 9 yaşındaydı. Evde artık yeni eşyalar vardı. Albümlerime ve diğer hatıralarıma bakamıyordum, çünkü torunlarım paylaşmış, eşyalar da yeni ev sahipleri tarafından değiştirilmişti. Artık cennete gitmeye hazırlıklıydım. Buna hazırlıklı olduğumu düşünürken Azrail geldi ve “Hazırsın sanırım.” dedi. Ben “Evet ama bana bir hafta daha süre ver. Hazırlıklı olduğumdan emin olmak istiyorum.” dedim. Azrail kabul edip kayboldu.
Çocuklar birkaç arkadaşlarıyla güle oynaya içeri girdiler. Kendi aralarında küçük bir doğum günü partisi yaptılar. Arkadaşlarından biri “Hadi, hayalet çağıralım.” demişti. Aslında bu benim hortlamam için bir fırsattı. Neler olacağını ben de merak edip seyrettim. Çocuklar ellerini birleştirip “Hayalet, eğer geldiysen masaya üç kere vur.” dediler. Biri ayağını alttan masaya üç kere vurdu. Çocukların hepsi korkmuştu. Çok sinirlenmiştim. Çünkü Kerem ve Ayça kendi torunlarım gibi olmuştu artık. Psikolojik gelişmeleri bozulmasın diye kendimi göstermedim. Ama o haylaza bir ders vermek gerekiyordu. “Benim tuvalete gitmem gerekiyor. Çünkü biraz korktum. Ama konuşmaya devam edeceğiz. İlhan, sen de gel.” diye bir arkadaşını alıp tuvalete gitti. Amaçlarını merak ediyordum. Çok geçmeden amaçlarının kollarına mumla birşeyler yazmak olduğunu keşfettim. Böylece külleri kollara sürecekler ve mumlarla yazılmış olan tarafta kül kalmayacak ve herhangi biri soru sorduğunda hayalet “Evet”, “Hayır” cevabı vermiş gibi olacaktı. Buna dur demem lazımdı. Tuvaletin aralık olan kapısını kapattım. Şaşırarak kapıya baktılar. “Biri mi gördü acaba bizi?” derlerken havalandırmayı da kapadım. Çocuklar korkmuşlardı. Ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Bense çok zevklenmiştim. Oldu olacak bir de musluğu açayım dedim. İki haylaz çığlık atmaya başladı. Transa geçerek kendimi gösterince çığlıkları daha da arttı. Bu durum komiğime gitti. Ben gülmeye başladım ama sesim yankılı bir şekilde çıkıyordu. Cadı gibiydi. “Beni mi çağırmıştınız? Ne oldu? Neden rahatsız ettiniz beni?” diye sordum. “Bi-bi-biz ge-ge-gerçek-ten gel-meni-ni i-i-istememişti-ti-tik ki? Şa-şa-şaka ya-yapmak i-istedik.” dediler. Bense “Benimki de bu seferlik şaka olsun. Ama yine arkadaşlarınızı böyle korkutursanız fena yaparım ona göre!” diye tehdit ettim. Arkadaşları kapıdan “Ne oldu? Ne oldu?” diye soruyorlardı. “Onlara birşey olmadığını, fare gördüğünüzü ama fareyi öldürüp tuvalete atıp sifonu çektiğinizi söyleyin!” diye emir verdim. Aynen uyguladılar. Ama anlatışlarını bir görseydiniz…
Bugün dünyadaki hortlaklık yaşamımın son günü… Artık öbür dünyadaki yaşamıma başlayacağım. Cehenneme gitmeyecekmişim. Bu beni rahatlattı. Ama bir süre cennette yaşatıp sonra özel bir görev verip reenkarnasyon ile dünyaya tekrar yollabilirlermiş. Neyse, şimdi Azrail yine geldi. Bu sefer kesin gidecekmişim. Zaten kararlıyım. Bu anı defterimi de gizli bir yere saklayayım da bir gören olmasın. Öbür dünyada görüşürüz!

İMZA: Hortlak Menkibe

YAZILIŞ TARİHİ: 14 Şubat 2003 Cuma
© Turgay Suat Tarcan


Article Categories:
Şiir ve Öyküler
Likes:
0

Leave a Comment